Burası benim dünyam... Ağlarım, gülerim, kızarım, severim... Beni var eden her şeyle buradayım... Paylaşmak isterseniz, gönül kapım herkese açık...
Ayça’nın Günlüğü
Bir başka kızsal blog…
2006 yılında başladığım blog oyununda 1 yaşındayım. Hakkımda bilinmesi gereken her şey yazılarımda yer alıyor. Boş vaktinizde uğrarsanız benimle ilgili daha fazla bilgi edinebilirsiniz...
Saklı Kent
Evin en küçüğü olanlar bilir: Evin en küçüğü olmak çok zordurrrr…
Bir kere su hep sizden istenir…
Bakkala hep siz gidersiniz…
Kapı çaldığında hep siz bakarsınız…
Sofrayı hep siz hazırlarsınız ve toplarsınız…
Unutulan tuzluğu yemeğin ortasında hep siz getirirsiniz…
Evde yaşanan olaylardan en son (babanız hariç) hep sizin haberiniz olur…
Vs. vs. vs. vs….
En avantajlı yanı ise, istediğiz kadar şımarabilirsiniz, sırnaşabilirsiniz, kapris yapabilirsiniz:)))
Sırf ilk bölümde saydığım şeyleri yapmamak için yıllardır bir kardeş özlemi çeker dururum.
Ama bizimkileri bir türlü kandıramadım…
Hatırlıyorum en son şöyle demiştim “Ya bana bi kardeş yapın yada beceremiyorsanız boşanın, alla alla yaaaaa, siz beni hiç düşünmüyorsunuz!”
Sonra da bu söylediğimin ne kadar saçma olduğunu anladım ama işte söyledim, ohh canıma değsin…
Neyse, yıllardır içimde olan bu ukte, kuzenlerimin (bu arada hala bir yeğenim yok, asla hala olamayacağıma kanaat getirdim artık) yatıya gelmesiyle bir nebze azalıyor.
Canım kuzenip Fırat’cığım birkaç günlüğüne bize kalmaya geldi.
Bir daha ne zaman gelir bilemiyorum çünkü canından bezdirdim…
Garibim, misafirliğe geldiği teyzesinin evinde köle gibi çalıştı durdu.
“Onu getir, bunu götür, onu yap, bunu yapma, kapıya bak, telefona bak, bakkala git, ne zaman dışarı çıkacaksın, kimlerle buluşacaksın, ne zaman geleceksin, beni saat başı ara, çıkmadan şu duvarı bi silsene!!!!”
Haaaa bu arada kuzenim 25 yaşında kapı kadar bir herif…
En sonunda Fırat’ımı isyan ettirdim.
Şöyle ki;
Uzun oturur vaziyette televizyon seyrederken kapı çaldı.
Evin hiçbir ferdinde en ufak bir hareket yok.
Kapı bir daha çaldı…
Benim tepkim şu: “Fıraaattttt, kapı çalıyorrrrrrrr”
Fırat’ım “Yaaaa abla yaaaa, komşularınızla beni ahbap ettiniz, bakmıyorum artık kapıya yaaaaaa…”:)))
Ha bu arada size “Saklıkent” adlı şaheserlerle tanıştırmak istiyorum.
Bu da diğer kuzenim Buğra’mın eşi Beyza’cık yaptı…
Beyza, mutfakta inanılmaz becerikli, hamarat ve pratik bir bayan.
Boşuna dememişler gelinler kaynana hamuruyla yoğurulur diye…

Patatesler haşlanır, püre haline getirilir. İçine tuz, karabiber, pul biber ve bir yemek kaşığı tereyağ koyup bir güzel yoğuruluyor. Daha sonra poğaça yapar gibi elde yuvarlak açılıyor ve içine küçük bir parça kornişon turşu, bir parça sosis ve 2-3 adet haşlanmış mısır konuyor. Yuvarlatılıyor. Sıra sıra servis tabağına yerleştiriliyor. Diğer yanda yoğurt biraz sulandırılıyor. Arzu eden içine bir miktar sarımsak da koyabilir. Diğer tarafta bir miktar tereyağ, kırmızı toz biberle iyice kızdırılır.
Toplarımızın üzerine önce yoğurt, sonra kızdırılmış tereyağ dökülür en üstüne de bolca nane serpilir. Ondan sonra da hapur hupur yenir….
Sevgiler…
Etiketler: kumpir, patates, saklıkent
“Saklı Kent” için 5 Yorum
Yorum Yapın
Kıskançlık denen şeyi bilme. Cahillerdir kadından üstün olduklarını sananlar. Cahiller kabadır. Sevgi ve güleryüz nedir bilmezler. Bunlar hayvanî niteliklerdir. Seven erkek ise, kadınla eşittir.



aaa daha yeni diğer yazına yorum bıraktım gidiyordum hemencecik bi daha yazı yazmışsın , beni niye yoruyorsun hııııı bi daha yorum bırakmak zorunda bırakıyorsun :))
ya ben de en küçüğüümm bilirim ne zordurr :))
ama bu sayede dediğin gibi şımarma özelliğim çok gelişmiştir.. o denli ki işyerinde de ablalarıma,şefime aynı metodu uygularım :)))
ama sen 25 yaşındaki adama nası bunları yaptırdın helal olsun :))
patatesler de nefis olmuş gelinin eline sağlık :)
Öyle hemencecik gitmek varmıymış alla alla… Otur oturduğun yerde:)) Sorma iş yerinde resmen bi facia yaşanıyor. Çekenler çoğunlukta da benim gibi evlerinin tek küçüğü olanlarda bu şımarma olayı pek işlemiyor:)) Ama onu da hallettik sayılır, bi gün ben bi gün onlar kapris yapıyor, yuvarlanıp gidiyoruz:))
:))) Canım AYçam,
evin en küçüğü olarak seni öyle iyi anlıyorum ki..
Abimin ufaklıklar olunca çok mutlu olmuştum. İş buyuracak insan oldu diye :)))
Saklıkent diye okuyunca Saklıkente gittin sandım.. :) Bir gezi yazısı beklerken patatesle karşılaşmak enteresan oldu :)))
öpüyorum seni şekerim.
Ay aslında şöyle bi düşündüm de, küçük olmak iyi mi ne? Şöyle düşünmekte fayda olabilir: Gülün dikeni var diye üzülmektense, dikenler arasında ne güzel bir gül çıkmış diye düşünmek daha iyidir….
Ya Zerrin senin yorumunda yerinin olmadığını biliyorum ama söylemek istiyorum, sen beni anlarsın: AŞKIMMMMM, seni çok seviyorum… İyi ki hayatımdasın…
Comcomum biliyorum nasıl bişey küçük olmak bak hala küçüğüm hep küçüğüm ama olsun gene de küçük olmak iyi ben başkalarına yaptırıyorum şımarıp ;))
saklıkent güzel miydi diye baakrken aaa bi de baktım patates çıktı hoş oldu marifetli gelin
ellerine sağlık
kocaman sevgilerrr
Gelinimiz hem güzel hem marifetli hem de akıllı. Allah nazarlardan sıkınsın… Ben bu comcom olayını çok sevdim Yeşimim.. Sanki ruhumla bütünleşti:))) Kesinlikle haklısınız, küçük olmak daha iyi… Yaşasın küçüklükkkk… Hatta abartıp, yaşı büyümüş ama her zaman küçük kalacaklar derneği kuralım.. YBAHZKKD… Dur bu isim hakkında biraz daha düşünelim:))
Tatlı kız ne kadar güzel yazmışsın vallahi! Tarifin de çok çok güzel!
Biliyor musun ben de ailenin tekne kazıntısı olarak yazdıklarının çoğunu yaşadım!
Ellerine sağlık!
Sımsıcacık sevgiler sana!
Ohhh, valla Ankara’nın şu sabah soğuğunda ne güzel oldu sımsıcak sevgi göndermen, içim ısındı sağolasın… Tekne kazıntısı tabiri ni çok beğendim:)))
Kocaman öptüm…
bende nedense hep en son duyan,gören,bilen hatta alıgılayan olurum.bunun kökenleri tee nerelere dayanıyormuş bak.bende evin küçüğü olma çilesini bilirim ama bak bu yaşıma gelmişim de belleğimde bıraktığı hasarı şimdi çözüyorum sayende)) valla sağol ne diyim)