Burası benim dünyam... Ağlarım, gülerim, kızarım, severim... Beni var eden her şeyle buradayım...
Ayça’nın Günlüğü
Bir başka kızsal blog…
Burası benim evim ve ben evimde mutluyum...
Nişan Kutusu İçin Yardım
Ziyaretçilerimden Sevgili Tuğçe, bir ricada bulunmuş.
Nişan bohçasının içine koymak üzere kalpli bir kutu almış.
Bu kutuyu kurdele ve boncukla işlemek istiyormuş.
Benden desen istemiş.
Şu anda elimde bulunan iki adet kalpli desen vardı hemen yayınlamak istedim.
Ancak kutunun ebatlarını bilemediğim için bu desenler olur mu olmaz mı pek emin değilim.
Bu konuda sizler de yardım ederseniz Tuğçe’ye hep birlikte yaratıcı fikirler verebiliriz.
Çorbada hepimizin tuzu olmasına ne dersiniz.
Yıllar sonra belki de Tuğçe “İşte bu kutuyu sanal dünyadan çıkmış fikirlerle yapmıştım” der:))
Etiketler: kalp deseni, kurdale, kurdela, kurdele nakışı kalpli desen, nişah kutusu, nişan bohçası
Kütüphane’ye En Son Ne Zaman Gittiniz?
Nereden çıktı şimdi bu soru demeyin.
Gerçekten en son ne zaman Kütüphane’ye gittiniz?
Ben en son orta okul zamanında dönem ödevini hazırlamak için gitmiştim.
Kumrular Sokakta ki Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi…
Eski ama bakımlı bir binası vardı.
İçi ilk gittiğimde beni çok etkilemişti.
Ahşap koyu renk masalar ve zemin, yüksek bir tavan…
Bir film karesinde gibi hissetmiştim kendimi.
Ancak ne zaman salonda yürümeye başladım, film birden gerilim filmi olmuştu.
Hele bir de oturmaya kalkınca tam bir korku filmine dönüştü.
Çünkü ahşaplar gıcırdıyordu…
Gülmeyin…
Orta okul öğrencisiyim.
Bize kütüphanede gürültü yapılmaz, araştırma yapan insanlar rahatsız edilmez denmiş.
Ama kütüphane gıcırdıyor…
Herhalde herkes benim gibi düşündüğü için zaten kimseden ses çıkmıyor, o sessizlik içinde ki gıcırdamayı bir düşünün siz.
Hele bir de gıcık tutar, öksürük gelmez mi?
Allahım, o gıcırdayan tahtalar yarılsa da ben bir içine girsem de, rezil olmaktan kurtulsam…
Ama tabi ki o öksürük geçmek bilmez, o tahtalarda yarılmaz…
Hele bir de öksürmeyim diye kendinizi tutarsınız, tutarsınız en sonunda tuhaf bir sesler o öksürük çıkar ya boğazınızdan….
İki kat rezil bir durum…
Offf offf offfff…
Şimdi olsa hiç umurumda bile olmaz ama o zamanlar daha küçücüktüm ben yaaaa…
Şimdi yazarken hatırladım, daha sonra da gittim ben kütüphaneye.
Bahçelide ki Milli Kütüphane’ye gittim en son.
Sanırım 7-8 yıl oldu.
Muhabirlik yaptığım dönemlerde, bir televizyon programcısı için metin hazırlıyordum.
“Geçmişten günümüze Türkiye’de Magazin Haberciliği” gibi bir konuydu yanılmıyorsam.
O sayfayı nasıl bir kapattıysam o döneme ait her şeyi silmişim beynimden:))
Çok büyük, aydınlık ve ciddi bir donanıma sahip bir kütüphane idi Milli Kütüphane.
Şimdi çok çok daha gelişmiştir.
Aslında belki de zaman zaman oturduğumuz yerden kalkıp, kütüphane, müze gibi yerleri ziyaret etmek ruhumuzu şımartmanın bir yolu olabilir mi
Etiketler: kütüphane
Uyku Baba
Kendimi çok yorgun hissediyorum.
Birkaç gündür sabaha kadar üçte uyuyup, sabah altıda kalkmanın etkisi olabilir mi acaba?
Dün şöyle bir program yapmıştım kendi kendime:
İşten erken çıkacağım, Kızılay’a kadar yürüyeceğim, vitrinlere baka baka, lay lay lom yaparak otobüsüme bineceğim, evimde anneciğimin sıcacık yemeğini yiyeceğim, ütümü yapacağım ve en geç 23:00′de yatacağım. Yorganıma sıkıca sarılacağım, sadece sağ elimin hafifçe çıkabileceği bir boşluk olacak. Çünkü televizyon kumandası ile uyuyana kadar o kanal senin bu kanal benim dolaşacağım.
Ben kanalları dolaşırken, uyku baba gelecek, beni kollarına alacak, sıkıca sarılacak, saçımı okşayarak kulağıma “Uyu benim güzel kızım, seni bulutların arasında yolculuğa çıkartmaya geldim” diyecek. Ninniler söyleyecek ve ben Uyku Baba’nın kollarında bulutlara doğru uçacağım.
İşte ben böyle düşündüm ya, hayal kurdum ya, sonuç ne?
Tabi ki olmadı.
Tam eşyalarımı toplamaya başladım, çıkmak için hazırlık yaparken zırrrr bir telefon…
Sabaha hazır olması gereken çok önemli bir iş…
Haydaaaaa…
Neyse söylenmenin bir faydası yok diyerek başladım çalışmaya.
Ofisten çıktığımda saat 23:00′dü.
Neyse planımın bir bölümünü yapamadım ama Uyku Baba hala gecikmeli de olsa beni bekliyor.
Eve gittim, anne ile kısa bir günün gelişmeleri, yorumları ve dedikodusundan sonra canım yatağıma doğru yollandım.
Bir yatak, bir yastık, bir yorgan, bir nevresim bu kadar mı sevilir, bu kadar mı özlenir?
Kedi gibi mırıl mırıl sesler çıkararak, gerinerek yattım yatağıma.
Sağ olsun Uyku Baba fazla bekletmedi beni hemen geldi.
Tam beraber bulutlara doğru çıkacakken, tuhaf bir gürültü çalındı kulağıma.
Her ne kadar duymak istemesem de gürültünün kaynağı cep telefonummuş.
Allahım gecenin köründe ne diye telefon çalar ki?
Ve ben ne akla hizmet kapatmam ki telefonumu?
Bilmediğim bir numara. İnşallah yanlış arıyorlardır da gece gece bir güzel kalaylarım sonra yatar zıbarırım.
Sert bir sesle “Alo”
“Ayça Hanım?”
Bismillah, kim ola bu? Daha yumuşak ve soru işaretleri dolu bir sesle “Efendim?”
“Ben falanca güvenlik şirketinden filancayım. Alarm kurulmadı, ofiste çalışma mı var?”
“Biz çıkarken bir kişi kalmıştı ama saat yarım olmuş, bu saate kadar kalmış olabilir mi acaba?” diye salakça bir soru sordum adama.
Neyse ki adamcağızla tanıştığımız için bu soruyu gayet doğal karşılayıp beni bozmadı ve “Biz birkaç defa aradık ofisi ama cevap veren yok” dedi.
“Ben de bir arayım ve size bilgi vereyim, ona göre ne yapacağımıza karar veririz” diyerek kapattım telefonu.
Başladım şirketi aramaya. Ara ara ara ara telefonu açan yok.
İşin kötü tarafı, arkadaşın cep telefonu da kayıtlı değil.
Ne kadar gereksiz numara varsa (THY kargo servisi, kırtasiye, bakkal, çakkal, dış kapının dış mandalının teyzesinin numarası gibi) telefonumda kayıtlı ama gerekli olan kişinin cep numarası yok.
Aradım tekrar güvenlik şirketini, “Kurun alarmı” dedim.
“Ama ya içerde çalışan varsa, hareket detektörleri devreye girer ve alarm çalar”
“Birisi olsaydı telefonun sesini duymamasına imkan yoktu, muhtemelen unutuldu alarmın kurulması, kurun lütfen”
Yaşasın canım yatağım bekle geliyorum diyerek cumburlop tekrar yattım, sarıldım sarmalandım “Gel Uyku Baba geeelll geeellll” diye mırıldanırken ve uyku baba yola çıkmış dıgıdık dıgıdık gelirken bir telefon daha…
Bu ne yaaaaaaaaaaaaaa????????
Efendim, benim çalışkan arkadaşım meğerse büroda değilmiymiş. Gecenin bir köründe inlerle cinleri rahatsız etmemek amacıyla kulaklıkla müzik dinlediği için telefonların sesini duymamış. Su almak için yerinden kalktığı anda da alarm çalmaya başlamış.
Güvenlik şirketi bir yandan, arkadaş bir yandan, apartman kapıcısı bir yandan, patron bir yandan aramaz mı?
Ortalık sakinleşene kadar epey bir vakit geçti.
Bu arada Uyku Baba da “Hadi kızım hadi, çocuk oyuncağı mı bu, gel diyeceksin geleceğim, git diyeceksin gideceğim, benim işim gücüm var, ne halin varsa gör” demez mi?
En son saate baktığımda saat 03:30 du.
Ne zaman 06:00 oldu bilmiyorum…
Acaba kendimi yorgun hissetmemim nedeni uykusuzluk mu?
Not1: Bugün hiçbir program yapmayacağım:)))))
Not2: Bu da böyle bir anımdı iştecik…
Not3: Git Uyku Baba giiittttt…
Etiketler: alarm, nevresim, uyku baba, yastık yorgan
Kurdele Nakışı Salon Takımı
Bir kez daha fotoğraf makinemim azizliğine uğradım.
Zaman zaman bilmediğim bir nedenden dolayı, yakın plan fotoğraflarım flu çıkıyor.
Belki elimi titretiyorumdur diye düşünüp destekle çekmeme rağmen bu sorun oluyor.
Nedendir bilmiyorum, boş verdim bilmek de istemiyorum.
Nasıl olsa iki gün sonra yine kendi kendine düzelir:)))
Düzelmesine düzelir de, benim bazen sabredecek halim kalmıyor.
Mesela bugün olduğu gibi.
Daha önce başlangıcını yayınladığım çalışmamı tamamladım.
Bir heves; uzak, yakın, sağdan, soldan, baş aşağı, takla atarken çektiğim resimlerini yayınlamazsam olmazdı.
Ama dedim ya işte bu gereksiz sorun yüzünden sadece uzak planlarını görücüye çıkartabiliyorum. Detaylar daha sonra:)
Canım Burcum iyi günlerde, ağız tadıyla, gönül rahatlığıyla, sağlıkla sıhhatle kullanır inşallah.
Umarım beğenirsiniz…
Etiketler: kurdale, kurdela, kurdele işi salon takımı, Kurdele Nakışı, kurdelenakışı, salon takı
Kurdele Nakışı Desenleri
Kurdele Nakışı desenlerimize devam ediyorum.
Bu desenlerin ham halini yabancı sitelerde bulmuştum.
Tamamıyla kurdele nakışı desenleri.
Ancak ilk nakış yapmaya başladığımda şekillerine bir anlam veremiyordum.
Çünkü kurdele nakışı yapanlar bilir; bu desenlerde çiçekler, böcekler, yapraklar net değildir. Sadece çizgilerden oluşur.
Çizgilerin ne manaya geldiğini bilmediğim için, desenler bana, ben desenlere bakıp duruyordum.
Zaman geçtikçe o çizgilerin ne anlama geldiğini anladım.
Şimdi daha rahat modelleri şekillendirebiliyorum.
Zamanında başıma gelen zorluğu sizlerin yaşamaması için desenlerin özüne sadık kalarak ama ufak tefek değişiklikler yaparak beğeninize sunuyorum.
Kolay gelsin…
Bu kurdele nakışı deseninin köşelere çok yakışacağını düşünüyorum.
Özellikle çıtı pıtı modellerden hoşlananlar için ideal bir desen.
Minik minik güller, goncalar ve çiçeklerden oluştuğu için aslında oldukça ağır bir model.
Ama kurdele nakışını gönül verenlerin sıkılmadan işleyebileceğine inanıyorum.
Bu da minik bir sepet örneği.
Mutfak takımı yapmak isteyen olursa hiç düşünmeden başlasın işlemeye.
Çeşitli bloglarda, sitelerde sepet işleme tekniklerinin anlatıldığını görüyorum.
Arzu eden arkadaşlar buralardan faydalabilir.
Ama benim gibi hafiften bir tembelliğiniz varsa, çizgilerin üzerinden iğne ardı geçebilirsiniz.





