Burası benim dünyam... Ağlarım, gülerim, kızarım, severim... Beni var eden her şeyle buradayım...
Ayça’nın Günlüğü
Bir başka kızsal blog…
Burası benim evim ve ben evimde mutluyum...
Kitap Kahve Etkinliği
Amanınnnn…
Not: Bu arada hala ben yazı stilinde bir standart oluşturamadım. Sırf bu yüzden bu sevdadan vazgeçmeyi düşünüyorum. Çünkü çıldıracağımmmmmmmm….
Etiketler: ayşe kulin, hediye, veda
Su Böreği
Bizim gelinden bahsetmiştim..
Çok fena çoookkkk..
Hem güzel, hem becerikli…
Üşenmemiş oturmuş su böreği yapmış…
Bir de lezzetli olmuş ki sormayın.
Ancak üç tanesini kaçırıp resimleyebildim….

Buyurun size, gelinin ağzından su böreği tarifi:
“İşte Ayça Abla, 5 tane yumurtayı kırıyorsun. İçine tuz ve un koyuyorsun. Sert bir hamur yoğuruyorsun. Sonra tepsi büyüklüğünde yufka açıyorsun. Asıl püf noktası burada, açtığın yufkaları ilk önce dinlendireceksin. Çünkü yoruluyorlar (Hem güzel, hem akıllı, hem de şakacı gelin). Yufkaların aralarına bez koyacaksın ki, nemi alsın (Kırk yıllık aşçı gibi maşallahhhh.). Diğer tarafta kocaman bi tencerede içine tuz koyduğun suyu kaynatacaksın. Yanında da gene büyük bi tencerede soğuk su olacak. En alttan başlayarak yufkaları önce sıcak suyun içine atacaksın, haşlar gibi yapıp çıkaracaksın ve soğuk suyun içine bırakacaksın. Ama benim tavsiyem iki kişiyle yapsınlar zor olur (Vay vay vay, çok bilmiş gelin). Yufkalar soğuduktan sonra süzgeçten geçirip suyunu bir güzel alacaksın. Sonra tepsiye yayacaksın. Öbür tarafta tereyağı eritip sıvıyağ ile bir karışım hazırlayacaksın. Her yufkanın arasına bu karışımdan bolca süreceksin (Tabi kendisi fidan gibi ya, kilo sorunu yok ya, doldurur yağı içine). Ortasına peynirli harcını koyup tüm yufkaları bu şekilde tepsiye yerleştireceksin. En üstüne de yağlı karışımı döküp sıcak fırına atacaksın. Anladın mı Ayça Abla (Ben bu gelini döverim:))))”
Ama sonuç gerçekten muhteşemdi.
İşte analar ne evlatlar yetiştiriyor diye boşuna demiyorlar:))))
Ellerine sağlık güzel gelin…
Etiketler: su böreği
Saklı Kent
Evin en küçüğü olanlar bilir: Evin en küçüğü olmak çok zordurrrr…
Bir kere su hep sizden istenir…
Bakkala hep siz gidersiniz…
Kapı çaldığında hep siz bakarsınız…
Sofrayı hep siz hazırlarsınız ve toplarsınız…
Unutulan tuzluğu yemeğin ortasında hep siz getirirsiniz…
Evde yaşanan olaylardan en son (babanız hariç) hep sizin haberiniz olur…
Vs. vs. vs. vs….
En avantajlı yanı ise, istediğiz kadar şımarabilirsiniz, sırnaşabilirsiniz, kapris yapabilirsiniz:)))
Sırf ilk bölümde saydığım şeyleri yapmamak için yıllardır bir kardeş özlemi çeker dururum.
Ama bizimkileri bir türlü kandıramadım…
Hatırlıyorum en son şöyle demiştim “Ya bana bi kardeş yapın yada beceremiyorsanız boşanın, alla alla yaaaaa, siz beni hiç düşünmüyorsunuz!”
Sonra da bu söylediğimin ne kadar saçma olduğunu anladım ama işte söyledim, ohh canıma değsin…
Neyse, yıllardır içimde olan bu ukte, kuzenlerimin (bu arada hala bir yeğenim yok, asla hala olamayacağıma kanaat getirdim artık) yatıya gelmesiyle bir nebze azalıyor.
Canım kuzenip Fırat’cığım birkaç günlüğüne bize kalmaya geldi.
Bir daha ne zaman gelir bilemiyorum çünkü canından bezdirdim…
Garibim, misafirliğe geldiği teyzesinin evinde köle gibi çalıştı durdu.
“Onu getir, bunu götür, onu yap, bunu yapma, kapıya bak, telefona bak, bakkala git, ne zaman dışarı çıkacaksın, kimlerle buluşacaksın, ne zaman geleceksin, beni saat başı ara, çıkmadan şu duvarı bi silsene!!!!”
Haaaa bu arada kuzenim 25 yaşında kapı kadar bir herif…
En sonunda Fırat’ımı isyan ettirdim.
Şöyle ki;
Uzun oturur vaziyette televizyon seyrederken kapı çaldı.
Evin hiçbir ferdinde en ufak bir hareket yok.
Kapı bir daha çaldı…
Benim tepkim şu: “Fıraaattttt, kapı çalıyorrrrrrrr”
Fırat’ım “Yaaaa abla yaaaa, komşularınızla beni ahbap ettiniz, bakmıyorum artık kapıya yaaaaaa…”:)))
Ha bu arada size “Saklıkent” adlı şaheserlerle tanıştırmak istiyorum.
Bu da diğer kuzenim Buğra’mın eşi Beyza’cık yaptı…
Beyza, mutfakta inanılmaz becerikli, hamarat ve pratik bir bayan.
Boşuna dememişler gelinler kaynana hamuruyla yoğurulur diye…

Patatesler haşlanır, püre haline getirilir. İçine tuz, karabiber, pul biber ve bir yemek kaşığı tereyağ koyup bir güzel yoğuruluyor. Daha sonra poğaça yapar gibi elde yuvarlak açılıyor ve içine küçük bir parça kornişon turşu, bir parça sosis ve 2-3 adet haşlanmış mısır konuyor. Yuvarlatılıyor. Sıra sıra servis tabağına yerleştiriliyor. Diğer yanda yoğurt biraz sulandırılıyor. Arzu eden içine bir miktar sarımsak da koyabilir. Diğer tarafta bir miktar tereyağ, kırmızı toz biberle iyice kızdırılır.
Toplarımızın üzerine önce yoğurt, sonra kızdırılmış tereyağ dökülür en üstüne de bolca nane serpilir. Ondan sonra da hapur hupur yenir….
Sevgiler…
Etiketler: kumpir, patates, saklıkent
Kevgir Yayında

Bilindiği gibi Blog dünyası, son zamanlarda yaşanan acı bir olayla sarsıldı.
Sanırım Türk blog dünyası bugüne kadar böyle bir olayla karşılaşmamıştır.
Sevgili Esra’mız hayata gözlerini yumduğu anda bir çok blog sahibinin de içi yandı.
Sevilen bir insandı, özel bir insandı.
Değer verdi ve değer buldu…
Belki de sırf vakit geçirmek amacıyla edindiği bloğu bir ekol haline geldi ve bir sürü sanal arkadaşı, dostu, sırdaşı, takipçisi oldu.
Karşısında ki insana Kendinden ne kadar çok şey verdiği de bu acı olay sonunda ortaya çıktı.
Zaman zaman sadece birkaç kelimelik yazıyla yorum bırakılan, zaman zaman sadece sayfasına bakıp geçilen bir insanın anısına işi gücü bırakıp O’nun adına yapılan bir organizasyona destek verildi.
Evet KEVGİR‘den bahsediyorum.
Kevgir’in yayını esnasında benim de minicik katkım bulundu.
Hazırlanma safhasında bulunan şanslı bir insandım.
Kısacık bir zaman dilimi içerisinde Zerrin, Nino, Ayşegül, Bengi, Selen ve Yeşim, insanüstü bir güçle ekibi toparladılar, insanlara ulaştılar, organizasyonu yaptılar, yüzlerce resim ve yazıyı değerlendirdiler, sayfayı hazırladılar ve 1 Aralık 2007 yanlış hatırlamıyorsam saat sabaha karşı 03:00-03:30 arasında yayınladılar. Çünkü o sırada o kadar büyük bir heyecan ve mutluluk içerisindeydim ki saate bakamadım.
Size o geceyi kelimelerle anlatmama imkan yok.
Ulu manitu MSN vasıtasıyla tüm ekip toplanmış ve son hazırlıkları yapıyorlardı.
Her kafadan bir ses çıkıyor, herkes birbirini yönlendiriyor, eksikler görülüyor uyarılıyor, düzeltmeler yapılıyor, birisi umutsuzluğa kapıldığı anda hep beraber yeniden motive ediliyor, canla başla Kevgir’e son şekil verilmeye çalışılıyor…
Bir ara ortamda yaşanan stres, gerginlik ve heyecanı görünce kendimi milletvekili adayının seçim sonuçlarını beklemesi modunda hissettim; Sandıklar açılıyor, oylar teker teker toplanıyor, sayılıyor, milletvekili adayı heyecanla “Acaba seçildim mi?” Sorusu içinde tırnaklarını kemiriyor…
Ben de bu havada, “Acaba Kevgir’i alnımızın akıyla çıkarabilecek miyiz, yetiştirebilecek miyiz?” soruları içinde ve kalp çırpıntılarıyla bir süre tırnaklarımı yedim:))))
İnanılmaz güzel ve heyecanlı bir geceydi…
Hele Zerrin’in “Arkadaşlar hazır, yayına açıyorum!” cümlesi ile Nino’nun 10-9-8… diyerek saymaya başlaması ve 0′ dan sonra “Esraaaaaaa seninnnnnnn içinnnnnnnnnnnn” nidalarını sanırım hiç unutmayacağım…
Gözlerimiz yaşararak Kevgir’e gitmemiz, yüzlerce kez üzerinde geçtiğimiz derginin yayında olması ve Esra’ya layık bir dergi hazırlandığını bir kez daha görmemiz…
Unutmam, unutamam…
Ve tabi bu arada, Kevgir’in yayını için yardımda bulunan görünmez kahramanlar; Sizler…
Esra’yı tanıyanlar, tanımayanlar, sevenler, samimiyeti olmayanlar, ama O’nun için bir şeyler yapmaya çalışanlar…
Bugün sakin kafayla gelen mailleri, yorumları tekrar tekrar okudum ve hepinizin bu sayı için ne kadar özen gösterdiğinizi, elinizden gelen yardımı yaptığınızı, ve hatta istenildiği takdirde daha da fazlasını yapacağınızı gördüm.
Sanal denilen dünyada bu kadar güzel insanların yer alması beni çok mutlu etti.
Haa bu süre zarfında hiç mi kötü bir şey olmadı… Her şey güllük gülistanlık mı geçti.
Tabi ki hayır…
Her ortamda olduğu gibi, bu organizasyonda da çatlak sesler çıkmadı değil…
“Vay efendim ben şu yemeği yapmak istiyordum, onu neden buna verdin? Vay efendim benim yazım neden kesilmiş, vay efendim ben bir de şu resmi göndermiştim neden o konulmamış, vay efendim bu yemeği neden falanca kişi yapıyor, vs vs vs vs”
Ağlayalım mı, kızalım mı, gülelim mi diye düşündüğümüz, karar veremediğimiz, en sonunda “Bizim amacımız belli, Esra için bu kadar kısa sürede büyük bir iş yapmaya çalışıyoruz. Bu amacı anlamayanlar ve burayı şov yada reklam yeri olarak görenler için moralimizi bozmayalım arkadaşlar” cümleleri ile kendimizi rahatlatmaya çalıştığımız tepkilere de maruz kalmadık değil…
Ama Esra için hepsini kulak arkası edip amaçladığımız yolda yürüdük ve başardık.
Biz kendimizle gurur duyuyoruz.
Umarım Esra’da bizimle ve sizinle gurur duyuyordur.
Hepinize emekleriniz için teşekkür ederim.
Sevgilerimle
Biliyorsunuz ki üç gün önce hepimiz sevgili Esra ile vedalaştık. Esra’nın Zerrin ile birlikte hazırladığı, tariflerinin dışında bize en güzel hediyesi Kevgir dergisi oldu. Kevgir Aralık sayısına kavuşmamıza da sayılı gün kaldı. Zerrin’in önerisiyle biz de istedik ki bu yeni sayı Esra’ya hediye gelsin. Onun sevdiği yemekler, onun kendi tarifleri bizim uygulamalarımız ile yeni sayıda yer alsın. Hüzünlü, mutsuz yazılar değil, mutlu, güzel anılarla dolu eğlenceli bir sayı olsun, Esra’yı gülümsetelim ve sevindirelim. Düşünün ki bu ona bir veda değil sürpriz hoş geldin hediyesi. Esra ile tanışmanızdan, komik anılarınızdan, yorumlaşmalarınızdan, paylaştıklarınızdan bahsedin. Fazla bir paylaşımınız olmadıysa da tarifini o kadar lezzetli pişirin ki anısız da olsa ondan bir aferin kapın.
Lütfen detaylar için logoyu tıklayın…




