Burası benim dünyam... Ağlarım, gülerim, kızarım, severim... Beni var eden her şeyle buradayım...
Ayça’nın Günlüğü
Bir başka kızsal blog…
Burası benim evim ve ben evimde mutluyum...
Komik Resim Oyunu
Ayy ayyy ayyy…
Kaç zamandır kimse beni sobelemiyordu…
Canım arkadaşım, sayfamı hazırlayan, üstün yetenek, başarı abidesi (biri beni durdursuunnn:) Sevgili Onur beni sobelemiş.
Hihiiii… Konu da çok hoş: Komik ve renkli bir resim ekleyeceğiz sayfamıza…
Çok açık ve net söylüyorum, bugüne kadar komik resim, komik klip, komik yazılar, fıkralar içerikli sitelere bugüne kadar hiç girmemiştim. Bu vesile ile bir dolaşayım bakalım neler var dedim… Yok bana göre değilmiş öyle siteler. Başım döndü… O kadar çok şey var ki… Git git bitmiyorrr… Eeeee, ne yapacağız? Tabi ki yardım alacağız… Sağolsun işyerimden arkadaşım Kankan (Bu beyefendinin soyadıdır. Artık ismini unuttuk, mütemadiyen Kankan aşağı, Kankan yukarı şeklindeyiz) elindeki bir kaç resmi gönderdi bana.
İçlerinden en çok bu resmi beğendim.
Şu sevimliliğe bakar mısınız?
“Meeeee…. Ben mutlu bir keçiyim…. Meeee… Şimdi yan bahçedeki Fatma Teyze’nin çiçeklerini yedim de geldim. Çok lezzetliydi… Meeeee…. Meeeeee….”

EN DİP NOT:
Çok kötü fena yakalandım… Ne güzel kimseyi sobelemeden yırttım diye sevinmiştim ki Onur hemencecik yakaladı beni…
Zinciri devam ettirmem gerekiyormuş. Bende ilk kurban olarak leziz-özlem‘i (çünkü Onur’dan sonra ilk yorumu bırakma hatasını (!) yapmış:))))) sobeliyorum. İkinci olarak da komşum Yeşim’i, üçüncü olarak da tüm blogspot’çuları, dördüncü olarak da tüm blog.com’cuları, beşinci olarak adresi com’la bitenleri, altıncı olarak adresleri net’le bitenleri, yedinci olarak tüm org’cuları, sekizinci olarak da tüm dünyayı sobeliyorum…
İtirazı olan var mı?????
Yookk…
Güzel:))))))
Kevgir Yayında

Bilindiği gibi Blog dünyası, son zamanlarda yaşanan acı bir olayla sarsıldı.
Sanırım Türk blog dünyası bugüne kadar böyle bir olayla karşılaşmamıştır.
Sevgili Esra’mız hayata gözlerini yumduğu anda bir çok blog sahibinin de içi yandı.
Sevilen bir insandı, özel bir insandı.
Değer verdi ve değer buldu…
Belki de sırf vakit geçirmek amacıyla edindiği bloğu bir ekol haline geldi ve bir sürü sanal arkadaşı, dostu, sırdaşı, takipçisi oldu.
Karşısında ki insana Kendinden ne kadar çok şey verdiği de bu acı olay sonunda ortaya çıktı.
Zaman zaman sadece birkaç kelimelik yazıyla yorum bırakılan, zaman zaman sadece sayfasına bakıp geçilen bir insanın anısına işi gücü bırakıp O’nun adına yapılan bir organizasyona destek verildi.
Evet KEVGİR‘den bahsediyorum.
Kevgir’in yayını esnasında benim de minicik katkım bulundu.
Hazırlanma safhasında bulunan şanslı bir insandım.
Kısacık bir zaman dilimi içerisinde Zerrin, Nino, Ayşegül, Bengi, Selen ve Yeşim, insanüstü bir güçle ekibi toparladılar, insanlara ulaştılar, organizasyonu yaptılar, yüzlerce resim ve yazıyı değerlendirdiler, sayfayı hazırladılar ve 1 Aralık 2007 yanlış hatırlamıyorsam saat sabaha karşı 03:00-03:30 arasında yayınladılar. Çünkü o sırada o kadar büyük bir heyecan ve mutluluk içerisindeydim ki saate bakamadım.
Size o geceyi kelimelerle anlatmama imkan yok.
Ulu manitu MSN vasıtasıyla tüm ekip toplanmış ve son hazırlıkları yapıyorlardı.
Her kafadan bir ses çıkıyor, herkes birbirini yönlendiriyor, eksikler görülüyor uyarılıyor, düzeltmeler yapılıyor, birisi umutsuzluğa kapıldığı anda hep beraber yeniden motive ediliyor, canla başla Kevgir’e son şekil verilmeye çalışılıyor…
Bir ara ortamda yaşanan stres, gerginlik ve heyecanı görünce kendimi milletvekili adayının seçim sonuçlarını beklemesi modunda hissettim; Sandıklar açılıyor, oylar teker teker toplanıyor, sayılıyor, milletvekili adayı heyecanla “Acaba seçildim mi?” Sorusu içinde tırnaklarını kemiriyor…
Ben de bu havada, “Acaba Kevgir’i alnımızın akıyla çıkarabilecek miyiz, yetiştirebilecek miyiz?” soruları içinde ve kalp çırpıntılarıyla bir süre tırnaklarımı yedim:))))
İnanılmaz güzel ve heyecanlı bir geceydi…
Hele Zerrin’in “Arkadaşlar hazır, yayına açıyorum!” cümlesi ile Nino’nun 10-9-8… diyerek saymaya başlaması ve 0′ dan sonra “Esraaaaaaa seninnnnnnn içinnnnnnnnnnnn” nidalarını sanırım hiç unutmayacağım…
Gözlerimiz yaşararak Kevgir’e gitmemiz, yüzlerce kez üzerinde geçtiğimiz derginin yayında olması ve Esra’ya layık bir dergi hazırlandığını bir kez daha görmemiz…
Unutmam, unutamam…
Ve tabi bu arada, Kevgir’in yayını için yardımda bulunan görünmez kahramanlar; Sizler…
Esra’yı tanıyanlar, tanımayanlar, sevenler, samimiyeti olmayanlar, ama O’nun için bir şeyler yapmaya çalışanlar…
Bugün sakin kafayla gelen mailleri, yorumları tekrar tekrar okudum ve hepinizin bu sayı için ne kadar özen gösterdiğinizi, elinizden gelen yardımı yaptığınızı, ve hatta istenildiği takdirde daha da fazlasını yapacağınızı gördüm.
Sanal denilen dünyada bu kadar güzel insanların yer alması beni çok mutlu etti.
Haa bu süre zarfında hiç mi kötü bir şey olmadı… Her şey güllük gülistanlık mı geçti.
Tabi ki hayır…
Her ortamda olduğu gibi, bu organizasyonda da çatlak sesler çıkmadı değil…
“Vay efendim ben şu yemeği yapmak istiyordum, onu neden buna verdin? Vay efendim benim yazım neden kesilmiş, vay efendim ben bir de şu resmi göndermiştim neden o konulmamış, vay efendim bu yemeği neden falanca kişi yapıyor, vs vs vs vs”
Ağlayalım mı, kızalım mı, gülelim mi diye düşündüğümüz, karar veremediğimiz, en sonunda “Bizim amacımız belli, Esra için bu kadar kısa sürede büyük bir iş yapmaya çalışıyoruz. Bu amacı anlamayanlar ve burayı şov yada reklam yeri olarak görenler için moralimizi bozmayalım arkadaşlar” cümleleri ile kendimizi rahatlatmaya çalıştığımız tepkilere de maruz kalmadık değil…
Ama Esra için hepsini kulak arkası edip amaçladığımız yolda yürüdük ve başardık.
Biz kendimizle gurur duyuyoruz.
Umarım Esra’da bizimle ve sizinle gurur duyuyordur.
Hepinize emekleriniz için teşekkür ederim.
Sevgilerimle
Biliyorsunuz ki üç gün önce hepimiz sevgili Esra ile vedalaştık. Esra’nın Zerrin ile birlikte hazırladığı, tariflerinin dışında bize en güzel hediyesi Kevgir dergisi oldu. Kevgir Aralık sayısına kavuşmamıza da sayılı gün kaldı. Zerrin’in önerisiyle biz de istedik ki bu yeni sayı Esra’ya hediye gelsin. Onun sevdiği yemekler, onun kendi tarifleri bizim uygulamalarımız ile yeni sayıda yer alsın. Hüzünlü, mutsuz yazılar değil, mutlu, güzel anılarla dolu eğlenceli bir sayı olsun, Esra’yı gülümsetelim ve sevindirelim. Düşünün ki bu ona bir veda değil sürpriz hoş geldin hediyesi. Esra ile tanışmanızdan, komik anılarınızdan, yorumlaşmalarınızdan, paylaştıklarınızdan bahsedin. Fazla bir paylaşımınız olmadıysa da tarifini o kadar lezzetli pişirin ki anısız da olsa ondan bir aferin kapın.
Lütfen detaylar için logoyu tıklayın…

Büyü Yok Artık
Canım Esra’m
Seni, bana yazdığın yorumla tanıdım…
Diyordun ki kendim gibi çılgın birisini buldum…
Ama ben senin kadar çılgın değilmişim Esra’m…
Sabah Zerrin söylediğinde, inanmadım, inanamadım, kavrayamadım, yakıştıramadım…
İmkanı yok dedim…
Ama gerçekmiş…
Yapabileceğin en büyük çılgınlığı yapmışsın…
Dalga geçiyorduk birbirimizle; çok benziyoruz acaba kardeş miyiz, diye… Anne babalarımız birbirini tanıyor olabilir mi? diye…
Esra’m, belki aramızda kan bağı yoktu, belki gerçekten kardeş değildik ama sevgimizin samimiyetine inandık.
Birbirimizi hiç görmesek de, el ele tutuşmasak da, aynı duyguları yaşadık, aynı şeylere güldük, aynı şeylere üzüldük, aynı şeylere isyan ettik, aynı şeyleri onayladık, aynı şeylere koca bir boooşşveerrrr çektik… İçinde çıkar, riya, haset, kapris olmayan bir arkadaşlığı paylaştık.
Yarın Öğretmenler Günü Esra’m…
Gönlünü verdiğin çocukların yarın sensiz bir Öğretmenler Gününe gözlerini açacaklar.
Gittiğin yerde sana sorsalardı “Ne istersin?” diye eminim ki şu cevabı verirdin:
“Çocuklarım önce insan olsun…”
Olacaklar Esra’m… Senin yetiştirdiğin evlatların, sana layık birer insan olacaklar… Çünkü onların önünde ki örnek sensin… Sen ve güzel kalbin…
Nur içinde yat canım arkadaşım…
Esra’mız için bir taziye defteri oluşturuldu. Sizde duygularınızı paylaşmak isterseniz lütfen bu adrese girin: http://esranintaziyedefteri.blogspot.com/
Ağustos Böceği
AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA
Nihayet posta kutumu temizlemeye karar verdim.
Dolup taşmış, can çekişiyordu.
Bir sürü abuk sabuk mailler gelmiş.
Yok efendim bu maili 5 kişiye gönder zengin ol, 10 kişiye gönder tüm dileklerin gerçekleşsin, 20 kişiye gönder cennete gir falan filan.
Şaka gibi…
Hala insanlar birbirlerine bu tür mailler göndermeye devam ediyor.
Resmen üniversitelerde okutulması gereken bir araştırma konusu olduğuna inanıyorum.
Hala bu tür şeylerden medet uman insanlar var.
“Acaba olur mu?” sorusu insanı içten içe yiyip bitiriyor.
Nereden mi biliyorum? Çünkü bir ara bende onlardandım:)))
Sonra neyse ki doğru yolu buldum:))))
Ancak gelen bir mail beni hem güldürdü hem de düşündürdü.
Bir çoğunuza gelmiştir muhakkak, bilmeyenler için gelen maili birebir sayfama eklemek istedim.
Buyurun, “Ağustos Böceği ve Karınca” hikayesine;
Çin Versiyonu:
Karınca bütün yaz boyunca çalışır ve kış için evini, yiyeceklerini hazır eder.
Ağustos Böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder.
Vur patlasın çal oynasın yazı geçirir.
Ve kış gelir.
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken,
Ağustos Böceği açlık ve soğuktan iki gün sonra ölür.
Fransa Versiyonu:
Karınca bütün yaz boyunca çalışır ve kış için evini, yiyeceklerini hazır eder.
Ağustos Böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder.
Vur patlasın çal oynasın yazı geçirir.
Ve kış gelir.
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken kapı çalar.
Bakar, elinde bavul Ağustos Böceği “Naber aptal komşum? Kışı geçirmek için Karaip Adaları’na gidiyorum da bir isteğin var mı diye sorayım dedim. Hadi bana eyvallah.”
Türkiye Versiyonu:
Karınca bütün yaz boyunca çalışır ve kış için evini, yiyeceklerini hazır eder.
Ağustos Böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder.
Vur patlasın çal oynasın yazı geçirir.
Ve kış gelir.
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, Ağustos Böceği bir basın toplantısı düzenleyerek, “Etrafta onca aç ve üşüyen varken, karıncalar nasıl bir vurdumduymazlıkla sıcacık yuvalarında yaşayabiliyorlar” diyerek olayı kamuoyunun vicdanına sunarlar.
ATV, KANAL D, STAR gibi bir çok kanal zavallı ve açıktaki Ağustos böceği ile karnı tok sırtı pek karıncanın resimlerini yan yana getirerek tarafları tartışmaya davet eder.
Türkiye olayın şokunu yaşamaktadır.
Nerededir bu devlet?
YBKD (Yeşil Böcekleri Koruma Derneği)’nden bir temsilci TEKE TEK programına çıkarak otuz yıldır çektikleri sefaletin tek nedeninin sırf yeşil renkli olmalarından kaynaklandığını anlatır.
Dünyanın en tanınmış Nobel adayı yazarımız Orhan Pamuk ve tanınmış aydınlarımız olayı Avrupa düzeyinde protesto ederek Türkiye’yi kınarlar.
Konu Bakanlar Kurulu’nda tartışmaya açılır ve Başbakan TV’ye verdiği özel demeçte “Daha önceki hükümetler tarafından bunca yıldır sorunları göz ardı edilen değerli ağustos böcekleri kardeşlerimizin bundan böyle huzur ve refah içinde yaşamaları için gerekenler yapılacaktır” der.
Diğer yandan Reha Muhtar karıncayı canlı yayına çıkararak “Reklamını yapmak için zavallı bir ağustos böceğinin içler acısı durumundan yararlanmaya utanmıyor musun?” diye bir güzel haklar.
Ertesi akşam TEKE TEK’te ise “Ağustos böceğinden yürüttüğün para ve yiyecekleri nereye sakladın?” diye bir güzel dayak yer.
Karınca en sonunda çareyi yurt dışına kaçmakta bulur.
Ve ağustos böceği onun evine yerleşir, yiyeceklerine konar ve gül gibi yaşar gider.
Ve güzel ülkemizde tarafsız ve doğrucu (!) medyamız sayesinde adalet yerini bulur !!!!
Etiketler: ağustos böceği, banane, sanane


