Burası benim dünyam... Ağlarım, gülerim, kızarım, severim... Beni var eden her şeyle buradayım... Paylaşmak isterseniz, gönül kapım herkese açık...
Kurdale Değil Kurdele
Ayça’nın Günlüğü
Burası benim evim ve ben evimde mutluyum...
Kampanya Daveti
Bir çok blogcu dostumuz, Esra’nın anısı için hazırlanan “Kütüphane Kampanyası”na sayfalarında yer vererek destek oluyor…
Herkese yürek dolusu teşekkürlerimizi sunarız.
Kampanya duyurusu henüz çok yeni olduğu için daha kargolarınız elimize ulaşmadı.
Ama Zerrin‘in de benim de içimiz içimize sığmıyor. Sabırsızlıkla bekliyoruz. “Acaba ilk kim gönderecek? Ne tür kitaplar olacak? Çocuklarımıza faydalı olabilecek miyiz? Amacımıza ulaşabilecek miyiz? Esra’ya layık olabilecek miyiz?” Soruları beynimizde yankılanıyor.
Bu kampanya için sizlerin canı gönülden destek vererek kitap göndereceğinizden o kadar eminiz ki… (more…)
Esra İçin Kocaman Bir Yürek Olalım
Esra için kocaman bir yürek olalım…
Bir yıl önce yaşadığımız acıyı bugün daha olgunlukla kabullenebiliyoruz.
Tekrar o eski yaşananları dile getirmek istemiyorum.
Çünkü duygular dilden ve parmaklardan dökülürken, çok can yakıyor…
Sevgili Zerrin, kaç zamandır Esra için ne yapılması gerektiğini düşünüyor, fikir alışverişinde bulunuyor, ama bir türlü arzu edilen noktaya ulaşamıyordu.
Bu dönemde gene Zerrin ile fikir fırtınası yaşarken, hani çizgi filmlerde olur ya, bir şimşek çaktı… Ve Esra’mıza yakışan etkinliği hayata geçirdik.
Detaylar için lütfen Sevgili Zerrin‘in sayfasını ziyaret ediniz: http://www.misssgibi.com
Kurdele Nakışı Kırlent
Yoğun bir temponun ardından bir nefeslik ara bulduğumda yaptığım çalışmayı eklemek istedim bugün.
Çok çok uzun yıllardır tanıdığım Sevgili Duygu 3 Ağustos’ta dünya evine giriyor.
Can arkadaşım Betül’cüğüm, Duygu’nun evini neredeyse baştan aşağıya döşedi.
Son olarak salon takımı için kırlent dikecekken ben devreye girdim.
Benim de çorbada tuzum olsun diyerek kırlentlerin üzerine kurdele nakışı yapmak istedim.
Apar topar kurdeleleri alıp aşağıda görmüş olduğunuz deseni işledim.
Sevgili Duygu’cuğum inşallah çok mutlu olursun. (more…)
Ölüm
Bugüne kadar ölü görmedim.
Ölüm döşeğinde yatan, son nefesini vermeye çalışan kimse görmedim.
Böyle ortamlardan mümkün olduğunca kaçtım.
“Korkarım” dedim, “O’nu böyle hatırlamak istemiyorum” dedim, “Dayanamam, bayılırım” dedim, çeşit çeşit bahaneler uydurdum.
Derken bir telefon geldi. (more…)
Kurdele Nakışı Desenleri
Kurdele Nakışı Desenlerine devam.
Bugün gene kendi çizdiğim bir modeli beğeninize sunacağım.
İnternette yine bir “desen arama kazı sondajındayken” aşağıda görmüş olduğunuz modeli buldum.
Tek başına garip garip duruyordu kenarda.
İçim acıdı, gel bakayım sen yamacıma yamacıma dedim:))
Pek akıllı usluymuş geldi hemen yanıma.
Biraz konuştuk (!) dertleştik (!), kendisinden ne gibi (etinden, sütünden, yününden) faydalanabileceğim hakkında fikirler verdi.
Sonunda bir kaç desen oluşturduk.
İlki; çıkış noktası kare olan bir model:
İkincisi; çıkış noktası yuvarlak olan bir model:
Her iki model salon takımı için rahatlıkla kullanılabilir.
Kumaşın ortasına deseni yerleştirebilirsiniz.
Etrafına en küçük çiçek kompozisyonunu serpiştirebilirsiniz.
Mesela:
Kim bilir sizin aklınıza neler neler gelir.
Belki bu deseni kumaşın ortasına değil de köşelerine uygulamak isteyebilirsiniz…
Ya da hiç üşenmez, tüm kenarlara uzunlu kısalı bu modeli sıra sıra yerleştirirsiniz -ki muhteşem olur.
Ama ben çizerken bile üşendim:)))
Daha önce de belirttim ya, hayal gücünüzü kullanarak, çok anlamsız gelen bir deseni bile bir çok şekle sokabilirsiniz
Etiketler: kurdale, kurdele, kurdele işi, kurdele nakışı desenleri, vs vs vs
Utanç Duvarı
Çok hoş bir oluşum keşfettim.
Belki bir çoğunuz biliyorsunuz, ancak ben yeni gördüm: UTANÇ DUVARI
Bir çoğumuzun şikayetçi olduğu (ki ben de son zamanlarda rahatsız olmaya başladım) resim ve içerik kopyalama faciası için olumlu bir çalışma.
Belki de bazı tembeller için caydırıcı bir mekanizma olabilir.
Bence sayfalarımızda bu oluşuma link verirsek, bir çok kişinin dikkatini çeker ve bazı tembelleri (ay öbür kelimeyi kullanmak nedense bugün içimden gelmedi) düşündürmeye sevk edebiliriz.
(Ayol ne kadar zarif yazdım ben bu yazıyı, hasta mıyım acaba:))))
Etiketler: utanç duvarı
Hoş Bir Jest
Geçtiğimiz günlerde hoş bir jestle karşılaştık.
Daha önce belirtmiştim, benim meşhur annem Çamlıdere’li…
Ancak dedem ve anneannem, evlendikten kısa bir süre sonra Çamlıdere’den ayrılmış, önce Ankara, sonra da İzmir’de ekmek kavgasına düşmüş.
Ama bebekliklerinin, çocukluklarının ve gençliklerinin geçtiği Çamlıdere’yi unutamamışlar. Mümkün olan her fırsatı değerlendirip, memleketlerine gelmek için çaba göstermişler.
Dedem için bu özlem öyle bir boyuta ulaşmış ki, memleketine olan hasretini kelimelere dökmüş…
Çok sevdiğimiz bir aile büyüğümüz, yıllar sonra dedemin bu şiirini bulmuş, “Çamlıdere ve Doğa Dostları Derneği”nin yayını olan www.camliderem.org adresinde aile resmiyle birlikte yayınlamış.
Bizim için çok anlamlı ve çok duygusal bu jest için kendisine çok teşekkür ederim.
Dedemin şiirini buradan okuyabilirsiniz…
Umarım bir gün tüm hasretler sona erer…
Etiketler: , çamlıdere, hasret, özlem
Şehriye Çorbası
Hastayım hasta, canım ister pasta…
Aman aman, çok kötü fena hasta olmuşum…
Pazartesi günü o Ankara’nın uzun zamandır yaşadığı en büyük soğuk gününde ben 50 dakika otobüs bekleyince şifayı da kapmışım.
Ay bizim bu otobüs vukuatımız bitmedi bitmeyecek de…
Ağız burun bir tarafta bir haftadır dolaşıyorum ortalıkta…
Özellikle patronların odasının önünden geçerken ağzımı falan kapatmadan hapşırıyorum ki, hani mikrop saçmayım diye beni eve göndersinler ama ıhhhhh, nafile…
Kara bahtım kör talihim, işler de öyle bir yoğun ki, nefes alamıyoruz…
Gerçi ben zaten hiç nefes alamıyorum.
Ağzı açık ayran budalası gibi oldum:)))
Şimdi bana ne senin hastalığından diyeceksiniz dimi..
Bana ne… Derseniz diyin.
Anlatıcam iştecik…
Otobüstekiler bile bana geçmiş olsun diyorlarsa siz de diyeceksiniz, bir an önce geçecek.
Gerçi otobüste ki vatandaşların “Geçmiş olsun” dilekleri arasında hafiften bir çıkar sezinliyorum…
Şöyle ki; Selpak’ın “Bulutsu Yumuşaklık” karton mendilleri vardır ya, onunla otobüse binip, kutuya, küçük kız çocukların bebeklerine sıkı sıkı sarılmaları gibi sarılıp ve her iki dakikada bir hapşırıp, burnunu silen birisine çok yaşa demelerinin nedeni, sanırım kendilerine de bu hastalığı bulaştırmamdan korkuyor olmaları olabilir.
(Allahım ne uzun bir cümle oldu…)
Ha tabi bir de zorla etrafımda ki insanlara “Kanzuk” marka pastil vardır ya, onu ikram etmemin de etkisi olmuş olabilir.
Hem görünüşü hem tadı bi tuhaftır ama bence başarılı bir pastildir. En azından şeker oranı oldukça düşük. Diğer pastiller çok şekerli olduğu için beni susatır, su içince de berbat bir tad olur… Iyykkkk….
İşte böyle… Tüm bunlardan dolayı otobüste ki tanıdığım tanımadığım bir sürü kişi bir an önce bu işkenceden kurtulmak için geçmiş olsun diyor olabilir.
Ya da, Dayanılmaz (!) cazibeme kapılıp, benimle konuşmak için bahane üretiyor olabilirler :))))
Hapşırıklı Cazibe…
Selpak’lı Cazibe… (Dikkatinizi çekerim, o kadar kibarım ki, S ile başlayan ve mendil gerektiren diğer şeyi söylemedim, siz de anlamadınız zaten:))))
Neyse asıl konumuza gelelim.
Hasta olunca tabi ki insan şefkat ve ilgi bekliyor. Veeee tabi ki yüce insan Süheyla (kısaca anne), akşam eve gittiğinizde sıcak bir çorba ile bu beklentilerinizi karşılıyor.
Şu aşağıda görmüş olduğunuz çorba, bildiğiniz şehriye çorbalarına benzemez.
İlk önce arpa şehriyeyi yağda hafifçe kavurun. Suyunu koyun ve şehriyelerin haşlanmasını bekleyin. Diğer tarafta 1 Yumurta, 2 çorba kaşığı yoğurt, yarım limon suyu, tuz ve kırmızı biberi bir güzel karıştırıp, bildiğiniz terbiye usulüyle çorbaya ekleyin. Burada can alıcı nokta yoğurt oluyor. Bildiğiniz terbiyeli erişte çorbasının yerine hafiften paça çorbasını hatırlatan bir kıvam çıkıyor ortaya. Ama işin güzel tarafı, bu farklı tada kimse hayır diyemiyor…
Oooo, bu arada bir kutu selpak daha bitirmişim…
Allahım ya, nereden geliyor bu kadar çok bilmem ki…
Nasıl bir üretim anlamadım gitti.
Çok sevgili bilim adamları bu bitmek tükenmek bilmeyen kaynağı neden değerlendirmek için bir şey yapmıyorlar acaba…
Tamam yeterince iğrençleştim ben gidiyorum:))))

Komik Resim Oyunu
Ayy ayyy ayyy…
Kaç zamandır kimse beni sobelemiyordu…
Canım arkadaşım, sayfamı hazırlayan, üstün yetenek, başarı abidesi (biri beni durdursuunnn:) Sevgili Onur beni sobelemiş.
Hihiiii… Konu da çok hoş: Komik ve renkli bir resim ekleyeceğiz sayfamıza…
Çok açık ve net söylüyorum, bugüne kadar komik resim, komik klip, komik yazılar, fıkralar içerikli sitelere bugüne kadar hiç girmemiştim. Bu vesile ile bir dolaşayım bakalım neler var dedim… Yok bana göre değilmiş öyle siteler. Başım döndü… O kadar çok şey var ki… Git git bitmiyorrr… Eeeee, ne yapacağız? Tabi ki yardım alacağız… Sağolsun işyerimden arkadaşım Kankan (Bu beyefendinin soyadıdır. Artık ismini unuttuk, mütemadiyen Kankan aşağı, Kankan yukarı şeklindeyiz) elindeki bir kaç resmi gönderdi bana.
İçlerinden en çok bu resmi beğendim.
Şu sevimliliğe bakar mısınız?
“Meeeee…. Ben mutlu bir keçiyim…. Meeee… Şimdi yan bahçedeki Fatma Teyze’nin çiçeklerini yedim de geldim. Çok lezzetliydi… Meeeee…. Meeeeee….”

EN DİP NOT:
Çok kötü fena yakalandım… Ne güzel kimseyi sobelemeden yırttım diye sevinmiştim ki Onur hemencecik yakaladı beni…
Zinciri devam ettirmem gerekiyormuş. Bende ilk kurban olarak leziz-özlem‘i (çünkü Onur’dan sonra ilk yorumu bırakma hatasını (!) yapmış:))))) sobeliyorum. İkinci olarak da komşum Yeşim’i, üçüncü olarak da tüm blogspot’çuları, dördüncü olarak da tüm blog.com’cuları, beşinci olarak adresi com’la bitenleri, altıncı olarak adresleri net’le bitenleri, yedinci olarak tüm org’cuları, sekizinci olarak da tüm dünyayı sobeliyorum…
İtirazı olan var mı?????
Yookk…
Güzel:))))))
Kevgir Yayında

Bilindiği gibi Blog dünyası, son zamanlarda yaşanan acı bir olayla sarsıldı.
Sanırım Türk blog dünyası bugüne kadar böyle bir olayla karşılaşmamıştır.
Sevgili Esra’mız hayata gözlerini yumduğu anda bir çok blog sahibinin de içi yandı.
Sevilen bir insandı, özel bir insandı.
Değer verdi ve değer buldu…
Belki de sırf vakit geçirmek amacıyla edindiği bloğu bir ekol haline geldi ve bir sürü sanal arkadaşı, dostu, sırdaşı, takipçisi oldu.
Karşısında ki insana Kendinden ne kadar çok şey verdiği de bu acı olay sonunda ortaya çıktı.
Zaman zaman sadece birkaç kelimelik yazıyla yorum bırakılan, zaman zaman sadece sayfasına bakıp geçilen bir insanın anısına işi gücü bırakıp O’nun adına yapılan bir organizasyona destek verildi.
Evet KEVGİR‘den bahsediyorum.
Kevgir’in yayını esnasında benim de minicik katkım bulundu.
Hazırlanma safhasında bulunan şanslı bir insandım.
Kısacık bir zaman dilimi içerisinde Zerrin, Nino, Ayşegül, Bengi, Selen ve Yeşim, insanüstü bir güçle ekibi toparladılar, insanlara ulaştılar, organizasyonu yaptılar, yüzlerce resim ve yazıyı değerlendirdiler, sayfayı hazırladılar ve 1 Aralık 2007 yanlış hatırlamıyorsam saat sabaha karşı 03:00-03:30 arasında yayınladılar. Çünkü o sırada o kadar büyük bir heyecan ve mutluluk içerisindeydim ki saate bakamadım.
Size o geceyi kelimelerle anlatmama imkan yok.
Ulu manitu MSN vasıtasıyla tüm ekip toplanmış ve son hazırlıkları yapıyorlardı.
Her kafadan bir ses çıkıyor, herkes birbirini yönlendiriyor, eksikler görülüyor uyarılıyor, düzeltmeler yapılıyor, birisi umutsuzluğa kapıldığı anda hep beraber yeniden motive ediliyor, canla başla Kevgir’e son şekil verilmeye çalışılıyor…
Bir ara ortamda yaşanan stres, gerginlik ve heyecanı görünce kendimi milletvekili adayının seçim sonuçlarını beklemesi modunda hissettim; Sandıklar açılıyor, oylar teker teker toplanıyor, sayılıyor, milletvekili adayı heyecanla “Acaba seçildim mi?” Sorusu içinde tırnaklarını kemiriyor…
Ben de bu havada, “Acaba Kevgir’i alnımızın akıyla çıkarabilecek miyiz, yetiştirebilecek miyiz?” soruları içinde ve kalp çırpıntılarıyla bir süre tırnaklarımı yedim:))))
İnanılmaz güzel ve heyecanlı bir geceydi…
Hele Zerrin’in “Arkadaşlar hazır, yayına açıyorum!” cümlesi ile Nino’nun 10-9-8… diyerek saymaya başlaması ve 0′ dan sonra “Esraaaaaaa seninnnnnnn içinnnnnnnnnnnn” nidalarını sanırım hiç unutmayacağım…
Gözlerimiz yaşararak Kevgir’e gitmemiz, yüzlerce kez üzerinde geçtiğimiz derginin yayında olması ve Esra’ya layık bir dergi hazırlandığını bir kez daha görmemiz…
Unutmam, unutamam…
Ve tabi bu arada, Kevgir’in yayını için yardımda bulunan görünmez kahramanlar; Sizler…
Esra’yı tanıyanlar, tanımayanlar, sevenler, samimiyeti olmayanlar, ama O’nun için bir şeyler yapmaya çalışanlar…
Bugün sakin kafayla gelen mailleri, yorumları tekrar tekrar okudum ve hepinizin bu sayı için ne kadar özen gösterdiğinizi, elinizden gelen yardımı yaptığınızı, ve hatta istenildiği takdirde daha da fazlasını yapacağınızı gördüm.
Sanal denilen dünyada bu kadar güzel insanların yer alması beni çok mutlu etti.
Haa bu süre zarfında hiç mi kötü bir şey olmadı… Her şey güllük gülistanlık mı geçti.
Tabi ki hayır…
Her ortamda olduğu gibi, bu organizasyonda da çatlak sesler çıkmadı değil…
“Vay efendim ben şu yemeği yapmak istiyordum, onu neden buna verdin? Vay efendim benim yazım neden kesilmiş, vay efendim ben bir de şu resmi göndermiştim neden o konulmamış, vay efendim bu yemeği neden falanca kişi yapıyor, vs vs vs vs”
Ağlayalım mı, kızalım mı, gülelim mi diye düşündüğümüz, karar veremediğimiz, en sonunda “Bizim amacımız belli, Esra için bu kadar kısa sürede büyük bir iş yapmaya çalışıyoruz. Bu amacı anlamayanlar ve burayı şov yada reklam yeri olarak görenler için moralimizi bozmayalım arkadaşlar” cümleleri ile kendimizi rahatlatmaya çalıştığımız tepkilere de maruz kalmadık değil…
Ama Esra için hepsini kulak arkası edip amaçladığımız yolda yürüdük ve başardık.
Biz kendimizle gurur duyuyoruz.
Umarım Esra’da bizimle ve sizinle gurur duyuyordur.
Hepinize emekleriniz için teşekkür ederim.
Sevgilerimle





