Burası benim dünyam... Ağlarım, gülerim, kızarım, severim... Beni var eden her şeyle buradayım... Paylaşmak isterseniz, gönül kapım herkese açık...
Kurdale Değil Kurdele
Ayça’nın Günlüğü
Burası benim evim ve ben evimde mutluyum...
Emre ve Maceraları
Emre’nin maceraları, soruları ve sonuçları:
Çalıştığım firmada Emre isimli bir İnşaat Mühendisi var.
Aman allahım evlere şenlik.
İyi niyetli olmaya çalışıyorum, kötü düşünmemeye çalışıyorum ama nafile.
Yani aslında nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama arkadaş bir tuhaf.
O kadar tuhaf ki en sonunda onun hakkında yazmama yol açtı.
Çünkü ben olayı anlattığım zaman insanlar bön bön yüzüme bakıyor ama ben kuduruyorum.
Muhtemelen siz de “Alla alla ne var bunda” diyeceksiniz ama ben nefes alamıyorum…
Kısa kısa (Ben de ne kısa yazarım…) geçmişten anlatmaya başlayayım.
Bir zaman arkadaş Malatya ya gitti.
Uçak bileti, otel rezervasyonları yapıldı, bilgi veriyorum arkadaşa:
“Emre, bu uçak biletin, gerçi artık biletler elektronik oldu kimliğini gösterip rahatlıkla binebilirsin ama gene de her ihtimale karşı yanında bulunsun. Bu da kalacağın otele ait bilgiler. Bir sorun var mı?”
“Yok.”
Aradan biraz zaman geçtikten sonra geldi beyim, “Ayça bir şey soracağım”
“Efendim”
“Şimdi sen bilete gerek yok dedin?”
“Evet?”
“Yani ben anlamadım, benim uçakta yerim ayrıldı mı?”
Bir süre bu soruyu özümsemek için donup kaldım… Nasıl yani? Şimdi bu sorunun ben neresinden tutup, nasıl cevap vereyim???
“Evet, yerin ayrıldı, biletin alındı. Ancak artık biletler elektronik ortamda kayıtlı olduğu için senin vatandaşlık numaran otomatikman THY’nin sistemine giriyor ve bilete gerek kalmıyor. Ama sen sen olduğunu ispatlamak için kimliğini ibraz etmek durumundasın”
“Haa tamam”
Anlamadın salak, anlamış numarası yapma bana…
Nitekim;
“Yani ben bunu yanımda götürmesem olacak”
Ya sabır, La havle vela kuvvete
“Evet olacak”
“Ya bir sorun çıkarsa”
Allahım yapma bunu bana ne olursun…
“Sorun çıkmaz ama çıkarsa diye sen istersen yanında bulundur bileti, nasıl olsa ağırlık yapmaz”
“Ha tamam, teşekkür ederim”
Aslında anlamadı biliyorum, ama sabrımın taştığını ve sesimin sertleştiğini ve yüzümde pis bir gülümseme olduğunu görünce en doğru şeyin yanımdan sıvışmak olduğunu kavradı. Zaten sonradan öğrendim, başkalarının da beynine etmiş bir posta. Ama hata bende ne diye elektronik falan diyorum ki, ver eline bileti bassın gitsin…
Neyse ondan sonra bunun bir de dönüşü var.
“Ayça, ben falanca gün geleceğim, Uçak işini halledebilir misin?”
Elbette, benim en sevdiğim iş zaten uçaklarla oynaşmak.
“Tabi, ayarlayıp sana bilgi veririm”
Biraz sonra, “Emre, şu saat için rezervasyonun yapıldı, şu saate kadar opsiyonu var. Muhasebe elemanları dışarda onları yönlendirdim, bilet alındığı zaman sana bileti fakslayacağım, ama zaten konuşmuştuk, bilete gerek yok, sen şu tarihte, şu saatte uçuyorsun”
“Ha tamam Ayça sağol”
Bir saat sonra;
“Ayça, benim bilet işi ne oldu”
“Konuştuk ya Emre”
“Ha tamam, sağol”
Bir saat sonra
“Ayça, biletle ilgili bir gelişme var mı?”
“Ya Emre’ciğim, neyi merak ettiğini anlamıyorum. Ben seni orada bırakmam. Biletin tamam, endişelenme”
“Ha tamam sağol”
Yarım saat sonra, statik bölüm şefi beni arıyor:
“Ayça, Emre soruyor da, bileti ne oldu?”
Allahım bu bir şaka… Gerçekten… Bu bir şaka…
“Falanca bey, durum böyle böyle böyle… Bu şekilde Emre’ye de izah ettim. Daha ne yapmam gerektiğini bilemiyorum, lütfen siz yardımcı olun bana”
“Tamam Ayça, sinirlenme ben anlatırım Emre’ye”
Aradan yarım saat geçer, Malatya’da ki ofisimizden feşmekan bey arar:
Hatır sormalar, işle ilgili bilgilerden sonra “Ya Ayça bu arada Emre’de yanımda da soruyor, bileti ne olmuş, gönderebilecek miyiz Emre’yi Ankara’ya”
Ciyaaaaaaakkkkkkkkkkkkkkkkkkkk…
Çok samimiyim, o anda o adamcağıza ne söyledim, nasıl cevap verdim, halen hatırlamıyorum.
Sadece telefonu kapattık ve ben resmen tepindim.
Hani çocuklar tepinir ya, aynı onun gibi tepindim…
Bitti mi zannediyorsunuz, hayırrrr, yanılıyorsunuz…
Bu böyle sürüp gitti.
En sonunda bilet elime geldi de kaldığı otele fakslattırdım ve karşılıklı rahatladık…
Bir başka olay:
Gene vatandaş Malatya’dan geliyor.
Ancak dönüş programı çok geç belli olduğu için otobüsle gelecek.
Akşam saat 9′da otobüs hareket edecek ve saat 8′de bana telefon geliyor. Bölüm şefi arıyor…
Ha bu arada uzun zamandır ilk kez erken çıkmışım; saat 19:30′da…
“Ayça, Emre Malatya dan geliyor da, yarın sabah saat 07:00′de onun terminalden karşılanması gerek”
“İyi de arabalar ve ofis boyların hepsi şehir dışında. Binsin taksiye gelsin”
“Ama proje getiriyor”
“Getirsin, atsın taksinin bagajına”
“Ama projeler çokmuş”
“Tamam, o zaman oradan hamal tutsun, versin üç beş lira, yani yapılacak başka bir şey yok”
“Haa, tamam o zaman”
haaa la başlayan cümlelerden nefret ediyorum.
Telefonu kapatır kapatmaz tüm ofisboylar sırasıyla aradı.
“Ayça Hanım, Emre Bey bizi arıyor, karşılanması gerekirmiş terminalden”
Bu Emre Efendi, teker teker sen elemanları ara, nasıl yaparsanız yapın beni karşılayacaksınız diye kafa tut.
Yemiyor tabi beni aramak…
Ne mi oldu? Tabi ki taksiyle geldi.
Bir başka olay:
Malatya’ya kargo gitmesi gerek.
Çevremde kıvranıyor, farkındayım ama başka bir işle uğraşıyormuş gibi yaparak hiç oralı olmuyorum. Yaklaşık 1 saat falan kıvrandıktan sonra “Ayça Hanım (Bu arada Hanım oldum fırçaları yiyince) bir kargom vardı da”
“Tamam sen adresi yaz getir ben gönderirim”
“Teşekkür ederim”
“Rica ederim”
Biraz sonra kargo gelir.
Bildiğimiz klasörler vardır ya; mavi, sarı, kırmızı renkte, halkalı klasörler. Hani içine kağıt, dosya falan takılır.
Sen o klasörün üzerine adresi yapıştır, getir benim önüme…
“Emre bu ne?”
“Kargo, bu gidecek işte”
“Emre bu böyle mi gidecek”
“Evet”
“Emre, iyi misin? Bu böyle açıkta mı gidecek. İçinde ki evraklar ne olacak? Sana kargo geldiği zaman böyle mi geliyor? Bunu bi kağıda sarıp sarmalasana…”
“Ama adresi klasörün üzerine yapıştırdım…”
Ya ben ölmek istiyorum ya….
“Tamam o zaman adresi çıkart, paket kağıdına klasörü sar ve adresi paketin üzerine yapıştır”.
“Ama klasörün üzerinde yapışkan izi kalır”
Yok yok sinirlenmeyeceğim… Tamam dişlerim gıcırdıyor ama sinirlenmeyeceğim
“O zaman yeni bir klasör al”
“Haaa, tamam öyle yapayım”
Nefes alamıyorum… Kalbimin üzerinde bir ağırlık var…
Ertesi gün…
“Ayça Hanım”
Başladık, bakalım bu sefer ne olacak?
“Efendim”
“Dün gönderdiğimiz kargo henüz ellerine ulaşmamış da, kimden bilgi alabilirim acaba?”
Ay kızz, yazık yaa. Bak utandım şimdi ilk düşündüğüm şeyle ilgili olarak. Ben de az domuz değilim; “Tamam Emre ben hallederim. Ancak kime gönderdiğimizi hatırlamıyorum isim ve adresi söyleyebilir misin, kargo şubesini arayıp sorayım”
“Tuğrul”
Dankkkk… Gerisi gelsin diye bekliyorum ama tık yok…
“Peki bu Tuğrul’un bi soyadı var mı? Tuğrul dersek bulamayabilirler”
“Tuğrul Falanca”
“Peki, adres neresiydi acaba?”
“Malatya”
Hala sakinim bu arada dikkatinizi çekerim…
“Daha belirleyici bir adrese ihtiyacım var”
“Şöyle şöyle böyle…”
“Teşekkür ederim, arar sana bilgi veririm.”
Neyse aradım öğrendim Emre’ye aktarıyorum bilgileri şimdi:
“Emre şubeyle görüştüm, dağıtıma çıkmış 1-2 saat içinde ellerinde olur”
“Ha tamam ama bir şey soracağım. Dağıtıma çıkmış dedin ya Ankara’dan yeni mi çıkmış, yoksa Malatya’dan mı dağıtıma çıkmış”
Yaaaa, ama ama amaaaaaaa beeennnnnn….
Ölmek istiyorummmmmmmmmmmmmmm….
10 Responses to “Emre ve Maceraları”
Leave a Reply



ayca bütün salaklar sizin ofistemi toplanmis kuzum.ya insanin inanasi gelmiyo böylesini ne duydum ne gördüm anacim allah sana yardim etsin valla dikkat et kendine üzüm üzüme baka baka kizarir durumlari olmasin onlara benzersin diye korkuyorum .
Sorma, sorma… Bir kişi daha var ama inan onun için klavyenin tuşuna basmak düşüncesi bile beni deli ediyor:)) Aslında benzesem hoş olur ya. Düşünsene ben de onlar gibi salak olsam kimse benden bir şey istemez. Aaa fena fikir değil bu ayol:)))
selam uzun bir tatilden sonra arkadaşlarımı ziyarete çıktım sevgiler http://nazardeymesin07.blogspot.com
Allah sabır versin sana Ayça, ben okurken zor dayandım.. Arkadaşın ilk iş tecrübesi galiba? :)
Evet, evet ilk iş yeri… Hayır çocuğu bana bırakmıyorlar ki adam edeyim… Tam uçuşa geçme hazırlığındayken bölüm şefleri hemen beni engelliyor; “Yapma Ayça, dur ben konuşurum diyorlar”:)) Galiba onlar da çekiniyorlar benden:)
canım allah sana kolaylık versin…..
iyiki öyle çalışma arkadaşlarım yok……
Ay canım sağol ya, gerçekten ihtiyacım var böyle güzel dileklere:)
canım valla bu yaşadıkların fıkra gibi.elimde peçetem (acayip bir yaz gribine tutuldumda!)gözümdeki yaşlara rağmem sonuna dek okudum.ne diyim Allah sabırlar versin.hani bazen insan düşünüyor böyleleri nasıliyi bir meslek ediniyor diye ama…galiba habire çocuklarımın çalışması gerektiğini yalnızca zekanın asla yetmediğini söyleyen öğretmeler çok haklı!!!sevgiler…hı birde bol sabırrr
Geçmiş olsun arkadaşım. Yaz gribi de hiç çekilmez. Acil şifalar dilerim… O kadar tembel bir toplum olduk ki… Hiç bir şekilde beynimizi çalıştırma taraftarı değiliz. Çok ciddi anlamda koyun toplumuna doğru yola çıkıyoruz farkında mısınız? Bizim ofiste olanlar sadece miniminnacık bir örneği. Bir de bunu genele yaydığınızı düşünsenize. Armut piş ağzıma düş durumunda herkes. Kafayı çalıştırayım şunu şöyle yapayım yok. Başta bir çavuş yada çoban bulunsun, onlar bizi gütsün zihniyeti yerleşti artık ruhumuza…
Sevgili Ayça bence siz Emrenin maceraları diye bir kitap yazın size söz ilk kitabı ben alacağım.Sevgilerimle.,
Nursen Türksoy
:)) Teşekkür ederim Nursen Hanım:) Aslında ben “ofiste bir ay” başlıklı bir kitap yazsam kesin bestseller de 1 numara olurum. Bazen düşünüyorum her büro mu böyledir, yoksa sadece bizim ofis mi böyle? Yoksa işin sırrı bende mi? Ben mi görüyorum, ben mi büyütüyorum? Bilemedim… Kocaman sevgiler:)
Bol sabırlı günler dilerim :)
:)) Aminnnnnnnnnn:)
ama ayçacım olmaz ki. sen işi bilmiyosun. bu arkadaşa bileti şöyle senede bir uçağı kalkan bir yere oneway olarak yollıycan. liberya falan. malatyanın osmanlıca adı liberya dersin. kızm bu adam nasıl mühendis olmuş hemde inşaat. buna bina yaptırmasınlar bu köpek kulubesi bile yapamaz başımıza iş çıkarmasın.
:))))))))))) Hayatım küçücük binayı millet iki saatte bitirirken bu 2 ayda yapıyor sen ne diyorsun:)) Yaptığı binalar sağlam oluyor ama. 2 ay uğraşınca:)))) Liberya ya bittim ama:)))
anacım sen gıt ısıne bak
sorulara cevap verme duyma gorme
yetılerının yarısısını gıt dr a aldır
bıde koca bı saat tak ofıse mumkunse guguklu olsun
Oyyy kıyamam nasıl sitem edermiş canımın içi benim… Haklısın ne diyeyim…
Merhaba,
Şans eseri sitenize girdim ve bu yazıya denk geldim. Ahkam kesmek gibi olmasın ama:
* Sizce Emre ofisteki tek gerizekalı mı, yani o yok olsa dertlerinizin çoğu yok olacak mı ?
- Yukarıdaki sorunun cevabı evet ise, yanlış cevap.
- Yukarıdaki sorunun cevabı hayır ise yanlış iş.
Söylemeden geçmeyeyim, yazı çok iyi :) Penguen’de bir köşe yazısı kalitesinde olmuş. Okurken gülümsetti.
:)) Güzel bir yaklaşım. Şöyle ifade edeyim, benden başka herkes zaman zaman gerizekalı, çünkü ben mükemmelim:))) Bu arada sitenizi dolaştım, faydalanabileceğim bir çok konu gördüm. Birbirini tekrar eden adresler arasında cımbızla çekilmesi ve korunması gereken bir site olduğunu fark ettim. Tebrik ederim.
Bu arada “Penguen’de bir köşe yazısı kalitesinde olmuş” cümleniz beni ihya etti. Böyle bir yorum alabilmek herkese nasip olmaz. Teşekkür ederim:)