Burası benim dünyam... Ağlarım, gülerim, kızarım, severim... Beni var eden her şeyle buradayım... Paylaşmak isterseniz, gönül kapım herkese açık...
Ayça’nın Günlüğü
Bir başka kızsal blog…
2006 yılında başladığım blog oyununda 1 yaşındayım. Hakkımda bilinmesi gereken her şey yazılarımda yer alıyor. Boş vaktinizde uğrarsanız benimle ilgili daha fazla bilgi edinebilirsiniz...
Kurdeleden Büzgülü Çiçek Yapımı
Kurdele Nakışı Mutfak Takımı için kullandığım büzgülü gül (başka bir adı var mı bilmiyorum, varsa lütfen söyleyin, düzelteyim) yapımını sormuş arkadaşlar.
Hemen elinize kağıt kalem alın anlatıyorum:)))
Kurdele Nakışında kullanılan en basit çiçeklerden bir tanesi de budur…
Hiç yormuyor, ayrıca kurdelede az gidiyor.
Benden söylemesi:)))
Lazım olan malzemeler; İstediğiniz ebatlarda kurdele, kurdelenin rengine uygun bir dikiş ipi (ki ben Drima kullanıyorum. Çünkü piyasada ki bir çok dikiş ipliğine göre çok çok sağlam), dikiş iğnesi ve çakmak…
İlk olarak kurdelemizi aşağıda bulunan şekilde ki gibi teyelliyoruz (Yahu bunun doğru yazılımı teyel mi teğel mi diye bi araştırayım dedim doğrusu teyelmiş. Yıllardır yanlış bilmişim. Teğel, “Binek hayvanlarında eyerin altına konulan keçe” manasına geliyormuş). Düz çizgiler yaklaşık 2-2.5 cm uzunluğunda olmalı.
5-7-9 gibi tek rakamlı düz çizgilerimizi hazırladıktan sonra (ben genelde 5’li düz çizgi yapıyorum), kurdelemizi kesip, her iki ucunu da çakmakla hafifçe yakalım. Böylece kurdelemiz saçaklanmıyor.
Daha sonra kurdelemizin iki ucunu bir araya getirip, teyel ipliğimizi çekerek büzelim.
Dibinden sıkıca düğüm atalım. Üç-beş defa düğümlemekte fayda var.
Elimizle çiçeğimizin yapraklarına şekil verdikten sonra çiçeğimiz kullanıma hazır hale geliyor.
İşte bu kadar basit. Sıkıca kumaşa sabitledikten sonra ortasından bir de tohum çıkarttık mı, değmeyin keyfimize. Tohumları ya ince kurdele ile yapabilirsiniz ya da simli ip kullanabilirsiniz. İkisi de gayet hoş duruyor.
Hadi bakalım bayanlar kolay gelsin…
Etiketler: büzgülü çiçek, kurdale, kurdela, kurdele, kurdele nakışı teknikleri
Ölüm
Bugüne kadar ölü görmedim.
Ölüm döşeğinde yatan, son nefesini vermeye çalışan kimse görmedim.
Böyle ortamlardan mümkün olduğunca kaçtım.
“Korkarım” dedim, “O’nu böyle hatırlamak istemiyorum” dedim, “Dayanamam, bayılırım” dedim, çeşit çeşit bahaneler uydurdum.
Derken bir telefon geldi.
Can arkadaşlarımdan İrem’in annesi Nevin Teyzem aramızdan ayrılıyormuş.
Akciğerde ki kanser beyine, oradan da kemiklere sıçramış ve artık son zamanı gelmiş.
Tuhaf bir şekilde hazırlandım ve evlerine gittim.
Hiçbir şey düşünmedim, düşünemedim, gitmem gerekiyordu ve gittim.
Korkmadım… Nevin Teyzemi böyle görmenin, benim onunla geçirdiğim tatlı anılarımı kesinlikle etkilemeyeceğini anladım. Dayanamam diye bir şey yokmuş, bayılmak ise sadece palavraymış.
Hele ki, başında Kur’an okunurken Allah kelimesini tekrar etmeye çalışması -ki bilinci yerinde değilken bile- Kelimeyi Şahadet getirme gayreti beni başka başka alemlere götürdü.
Asla unutamayacağım tek şey ise şu: İrem’in “Anne” diye seslenmesiyle gözlerini açması ve kızına o büyüleyici bakışı…
O kadar çok şey anlatıyordu ki o bakış… Benim kelime haznem yetersiz kalıyor bunu ifade etmeye.
Evden çıktığımda, Nevin Teyzem aynı şekildeydi.
Acı çekmediğini bilmek rahatlatıyor ama insan bir yandan da “Yüce Rabbim, kavuşsun artık sana” diye içinden geçiriyor.
Her şeyin olduğu kadar ölümün de Allah hayırlısını versin.
Çektirmeden, süründürmeden, elden ayaktan düşürmeden alsın bizi yanına…
Ve geride kalanlara dayanma gücü, sabrı versin…
Mecliste ki Turuncu Koltuklar
Allahıma binlerce şükür olsun, Türkiye’nin asıl sorununu bulduk.
Efendim tüm sorunlarımızın kaynağı TBMM’de ki ceylan derisi koltuklarmış.
Çalışma Bakanı Faruk Çelik, yaptığı açıklamada, TBMM Genel Kurul Salonu’ndaki turuncu renkli ceylan derisi koltuklar ile beyaz mermer ve ışıklandırmanın milletvekillerini rahatsız edip yorduğunu söylemiş.
Koltukların ve ışıklandırmanın değiştirilmesini isteyen Çelik, “Çalışma ortamı sağlıksız, arkadaşlar uzun süre içeride oturamıyorlar. Çok şikâyet var” demiş.
TBMM Genel Kurulu Salonu’nda çıkan gerginlikler ve AKP’nin karar yeter sayısına ulaşmakta zorlanmasının nedeni; aslında turuncu olan ancak Çelik’e göre “pembe” renkli koltuklar…
Nasıl sevindim anlatamam.
Ben de “Ne olacak bizim halimiz? Ne yapmalı, nasıl etmeli?” diye düşünüyordum.
Eeeee, işte fark burada.
Ben sadece düşünüyorum… Düşünmekle olmaz bu iş…
Bakın Faruk Çelik Amcama, boş yere mi milletvekili ve sonrasında Çalışma Bakanı olmuş.
Zeki adam vesselam…
Hemen parlak zekasıyla sorunun kaynağını buldu…
İşte bizim Meclisimizde görmek istediğimiz profil bu…
Sorunun kaynağına inecek ve hemen çözebilecek vasıflara sahip vekiller…
Ben derim ki hemen koltukları değiştirelim.
Koltuklar değiştiği anda ülkemizde düzelecek sorunları hemen sıralayım:
1- Kesinlikle işsizlik sona erecek. Çünkü koltukların değişimi için işçilere ihtiyaç duyulacak.
2- Ekonomi düzelecek. Çünkü koltuk değişimi için ihaleler yapılacak, firmalara para akışı sağlanacak. Ekonomi de hareketlenmeler olacak.
3- Dış borçlarımız azalacak. (Buna uygun bir kılıf bulamadım, aklıma gelirse yazarım)
4- Benzin fiyatları düşecek. (Ekonomi iyileşti ya)
5- Elektriğe, suya uygulanan otomatik zam (Biliyorsunuz elektriğe temmuz ayında %20 oranında zam geliyor. Bilmiyor musunuz? Beyiniz biliyordur o zaman üzülmeyin) kalkacak.
6- Terör sona erecek. Tüm ülke huzura kavuşacak.
7- Eğitim sistemi düzelecek. Sınıfta kalmak diye bir kavram olmayacak. Hatta eğitim diye bir kavram da olmayacak. Böylece “bilinçli” diye tabir edilen terbiyesiz bir nesil yetişmeyecek. Ne o öyle insanlar düşünüyor, sorguluyor, itiraz ediyor, ses çıkartıyor… Bu nasıl bir ahlaksızlıktır… Neyse ki koltuklarla birlikte bu sorun da ortadan kalkacak, kuzu gibi insanlar olacak güzel yurdumun dört bir yanında. Allahıma binlerce şükür…
8- Sağlık sorunu diye bir şey olmayacak. Sağlık ve Sorun kelimeleri yan yana gelemeyecek bile. Ve hatta insanlar hastalanmayacak bile… Kaza maza da olmayacak… Hepimiz kuzu gibi olduğumuz için zaten hastanelere gitmeyeceğiz. (Acilen veteriner bir arkadaş bulmalıyım kendime, ne olur ne olmaz.)
9- Sosyal Güvenlik… Evet tahmin ettiğiniz gibi sosyalimizde güvenlikte olacak artık… (Aklıma takıldı, kuzuların ömrü kaç yıldır???)
10- Ay aklıma başka bir şey gelmedi… Sabah sabah bu kadar kasabildim… Vücudum dayanamadı midem de bir gaz oldu anlatamam…
İşte böyleee… Durum budur… Görüldüğü üzere, şu pis koltuklar ülkemizi ne hale getirmiş de fark etmemişiz.
Sağ ol, var ol Çalışmamın Bakanı Faruk Çelik Amcam…
Ben derim ki, Çelik Amcama yardımcı olmak amacıyla (malum çok çalışıyor) sol tarafa yeni bir Anket açtım. Belki bir fikir verir, yardımcı olur… Oylayalım anacımmmm…
Kurdele Nakışı Mutfak Takımı
Galiba Fotoğraf makinam düzeldi.
Yada ben öyle olmasını umut ediyorum.
Durum böyleyken, hafiften çalışmaya başlamışken hemen son yaptığım mutfak takımını görüntüledim.
Ama öyle bir kaptırmışım ki kendimi, çektikçe çekmişim.
İşin kötü tarafı, bugünkü ruh halimle tüm fotoğrafları çok beğendim.
Aralarından seçim yapmadım.
Ben de web sayfası sahibi olmanın avantajlarını kullanarak tüm fotoğraflarımı yayınlamaya karar verdim:)
Allah kimseyi görgüsüz yapmasın… Aminnnn:)
Şimdi asıl konumuza gelelim.
Bu kurdele işi mutfak takımı anneme Anneler Günü hediyesi.
Gerçi henüz bitmedi ama annem umutlu. Diyor ki “Ayol ben 63 yaşında gencecik körpeyim. Elbet bu örtü biter, elbet bende mutfağıma sererim”… Galiba benimle dalga geçiyor ama hiiiiççç oralı değilim:))
Kumaşı Bursa Ucuz Kumaş Pazarı’ndan aldım. Metresi 4.5.- YTL idi. Beyaz ve gülkurusu iki renklerle kombinasyon yapmak istedim.
2 mt beyaz, 1 mt de gülkurusu… Beyazı mutfak masasının üzerine komple bir örtü şeklinde hazırlayacağım. Üzerine ise gülkurusundan kapak yapacağım. Geri kalan kumaşlardan da peçeteler…
Kolayı seçip, önce peçeteleri hazırladım.
Beyaz ve gülkurusundan 35×35 cm ebatlarında kestim.
İlk önce bu çiçekleri uygulamak istedim:
Ama nedense pek içime sinmedi.
Bir şeyler eksik oldu.
Bu çiçekler bu modele uymadı.
Derken çiçekleri değiştirdim ve desen birdenbire canlandı, neşelendi… Şu sıcacık yaz günlerine uygun bir havaya büründü:
Fiyonkların içini bazılarını boş bıraktım, bazılarını simle, bazılarını da pembe muline ipi ile doldurdum.
Yani tüm peçeteler birbirinden farklı oldu… Ve bu durum beni çok memnun etti… Deli miyim neyim:))
Tamam tamam fazla uzatmadan pek beğendiğim resimlerimi sırayla yayınlıyorum.
Hepinize sevgiler:)
Etiketler: kurdale nakışı, kurdele işi, Kurdele Nakışı, kurdele nakışı mutfak takımı
Bir Yorum
Suna Hanım tarafından bir yorum bırakılmış.
Bu yorumu bir çok kişiye örnek teşkil etmesi amacıyla ana sayfaya taşıdım.
Neden böyle bir şey yaptığımı yazının sonunda açıklayacağım.
“o güzel gözlerinizi kitap okumak için kullanın bence. Bakın yabancı ülkelere. Onların yaşam kalitesiyle bizimki ne kadar farklı. Bu bence kadınlarımızın erkeklere oranla daha az eğitilmesinden kaynaklanıyor. Kızlarımızı çocuk bakım kurslarına gönderip bu konuda kitap okumalarını sağlayalım. Hala çeyizlerle uğraşıyorsunuz. Yazık. Zaman kaybı.”
Söylediklerinizin bir kısmına katılıyorum. Kitap okumanın ve dolayısıyla eğitimin önemi tartışma konusu bile olamaz. Yabancı ülkelerde ki (ben bunu muhassar medeniyete ulaşmış ülkeler olarak örnek verdiğinizi düşünüyorum) okuma yazma oranının bizden çok daha yüksek olduğu yadsınamaz bir gerçek.
Ancak şuna katılmıyorum: “Kadınlarımızın erkeklere oranla daha az eğitilmesinden kaynaklanıyor”… Çünkü ülkemizde ne kadınlarımıza ne de erkeklerimize yeterince eğitim verilmiyor. Hele ki 5 zayıfla sınıf geçilebiliyorsa bu ülkede, kadın-erkek ayrımı yapmadan önce sistemi oturup tartışmak gerekir.
Durum böyleyken bırakın sadece kadınları, insanlarımızın bile eğitilmediği söz konusu.
İnsanlarımız artık düşünemiyor, tartışamıyor. Çünkü tembelliğe adım adım sürükleniyor. Ben bunun çok ince işlenmiş, uzun zamana yaygın bir politika olduğunu düşünüyorum. İnsanlarımızın yargılama, düşünme ve tartışma becerileri yok edilmeye çalışılıyor ve büyük oranda da başarılı olunuyor.
Kanımca, kadın-erkek ayırımı yapmadan önce bunu tartışmak gerekir.
“Kızlarımızı çocuk bakım kurslarına gönderip bu konuda kitap okumalarını sağlayalım” cümlesine şöyle bir açıklık getirmek istiyorum: AÇEP diye bir oluşum var. Anne Çocuk Eğitim Programı… Türkiye’nin hemen hemen her noktasına ulaşılması için büyük özveriyle çalışılan bir program.
UNICEF ve Üniversite destekli bu program Halk Eğitim Merkezleri ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin gerçekten özverili çalışmalarıyla “Anne-Çocuk Eğitimi” başlığı altında, özellikle annelerin daha bilinçli ve çocuklarıyla daha iyi iletişim kurmaları amaçlanıyor. Eğitimin ve öğretimin insan hayatında ki yeri ve önemi sadece teorik bilgilerle değil pratik bilgilerle anlatılıyor. Yapılan takipler sonucunda, bu programa katılan anne ve çocuklarda ki başarı ve gelişme, UNICEF tarafından da takdirle karşılanıyor.
Ayrıca bu çalışmaya ek olarak şu anda “Benim Ailem” adı altında yeni bir program daha verilmeye başlandı. Bu programda sadece anneler değil, babalar da yer almakta. Aile içi iletişim ve çocuk gelişiminin ana başlıklar altında verildiği bu programda da, daha sağlıklı bir aile oluşturmak amaçlanıyor.
Öte yandan her iki program içinde yer alan yazılı materyallerle çocukların defter-kitap-kalem üçlüsü ile tanışması sağlanıyor.
Bu çalışmalara ben de yakından tanık oldum ve bir olay beni gerçekten etkiledi. Şöyle ki; yaşları 3 ile 5 arasında ki çocuklardan bir çalışma grubu oluşturuldu ve çocuklara defter, kalem, silgi vs. verildi. 5 yaşında ki bir çocuk bugüne kadar kalem görmemiş ve eline almamış. Ne yapacağını bilmez bir halde etrafına bakınıp ağlamaya başladı. Kalemden korktu… Çocuğun annesi ve babası üniversite mezunuydu… Başka da bir şey söylemek istemiyorum…
“Hala çeyizlerle uğraşıyorsunuz. Yazık. Zaman kaybı.” Cümlenize ise kesinlikle katılmıyorum. “Çeyiz” kavramı bu ülkenin değişmez etiklerinden bir parçasıdır. Muhassar Medeniyetler seviyesine ulaşmak istiyorsak, ananelerimizden ve etiklerimizden kopmadan bunu başarmak zorundayız. Kendi kültürümüze sahip çıkamadığımız için bugün belki de istediğimiz noktaya gelemeyip her geçen gün daha da geriye gidiyoruz.
Ayrıca yurt dışında yapılan bir çok üniversite araştırmasında “hobi” diye tabir edilen kavramın, insan ruh sağlığı açısından olumlu özellikleri olduğu bir çok kez açıklandı. Hobi sahibi olan insanların kendileriyle daha barışık ve çevreleriyle daha rahat iletişim kurabildikleri artık bilinen bir gerçek oldu.
Bu iki nedenden dolayı “Yazık ve Zaman kaybı” tabirlerine katılmam mümkün değil.
“o güzel gözlerinizi kitap okumak için kullanın bence”… Sanırım bu cümle de biraz ön yargı var. Gözlerimin güzel olduğunu bir gerçek ama kitap okumadığım sonucuna nasıl ulaştığınızı anlamadım. Ben çok ciddi anlamda kitap kurduyumdur ve maaşımın önemli bir bölümünü kitaplara yatırırım. Kütüphanemde aklınıza bile gelmeyen, “Hadi canım bunu da mı okudun?” diyebileceğiniz kitapları bulabilirsiniz:))
Evet, şimdi neden Suna Hanımın yorumunu ve verdiğim cevabı ana sayfaya taşıdığımı açıklayabilirim.
İlk önce Suna Hanım’a teşekkür etmek istiyorum.
Çünkü uzun zamandır arzu ettiğim bir yorum şekliydi.
Hakaretvari olmayan, kibar, zarif ama düşüncelerini özgürce söyleyebilen, ortak noktada buluşmaya zemin hazırlayan böyle yorumlara ihtiyacımız var.
Hayatta her şey güllük gülistanlık değildir. Herkes her şeyi beğenmek zorunda değildir.
Yeri geldiği zaman eleştiri yapmalıyız, özgürce düşüncelerimizi söylemeyiz. Gerekirse tartışma ortamı yaratmalıyız ki ortak paydada buluşabilelim. Ama bunların hepsini saygı çerçevesinde gerçekleştirmeliyiz.
Şu örnekte olduğu gibi bu tür yorumlarla bir yere varabileceğimizi zannetmiyorum:
“zeynep | IP: 88.240.243.195
bnlrda bişye bnzıysa ypıyorm dye çkysn mydnaaaaaaa hahaaaaaaaaaaaaaaa
Yaa sorma, işte kendi çapımda eğleniyorum. Sen hiç durma, hemen bir site oluştur…”
“zeynep | IP: 88.240.243.195
oluşturucm bnde ynı ste hpnz grcksnz ders vrcm sze derssssssssss hahaaaaaaaaaaaaaaa
Uzun uğraşlar sonucunda ne yazmak istediğini anladım. Bence de hemen bir site oluştur. Bu ifadeyle eminim bize öğreteceğin bir çok şey vardır. Mesela Türkçe nasıl perişan edilir gibi.”
“zeynep | IP: 78.176.76.28
laf kalabalığına gerek yok güzelim eleştırıyede açık ol yapıyosan bu işi benden sana tavsiye ok kasma kendini olur zamanla
:)”
“zeynep | IP: 78.176.76.28
güzelim sen işleri perişan ederken eğlence oluyo ya senin bildiğin kadar benim unutmuşluğum var neyse ben düşüncemi paylaştım ne kadar yorumlara açık olduğunuzuda anlamış oldum önce sen zeka testı yaptır söz sonuca göre sana özel türkçe dersi vericem anlaştık ayrıca verdiğin cevaplardan işlerin kadar kendininde ne kadar boş biri olduğunu anladım yazık burda harcadıgım zamana ya byyy
Laf kalabalığı yapma demişsin ya ben de söz dinliyorum ve sadece :)”
Suna Hanım, tekrar teşekkür ederiyorum.



