Burası benim dünyam... Ağlarım, gülerim, kızarım, severim... Beni var eden her şeyle buradayım... Paylaşmak isterseniz, gönül kapım herkese açık...
Ayça’nın Günlüğü
Bir başka kızsal blog…
2006 yılında başladığım blog oyununda 1 yaşındayım. Hakkımda bilinmesi gereken her şey yazılarımda yer alıyor. Boş vaktinizde uğrarsanız benimle ilgili daha fazla bilgi edinebilirsiniz...
Ben Bir Şey Yapmışım…
Ay ben bir halt etmişim ki sormayın…
Kimse “Tamam sormuyoruz” demesin, çok kötü fena yaparım:)))
Malum uzun zamandır “Necefli Maşrapa” kıvamında olduğum için blogları gezemiyordum.
Kendi kendime küsüp, “artık elimi ayağımı çekeyim bu hayattan” derken dayanamayıp geçtiğimiz günlerde ufaktan ufaktan ziyaretlerime başladım.
İlk önce tabi ki başucu kaynağımız olan Blogmanşet‘e girdim.
Ona, buna, şuna, ay dur şu cadıya da bakayım derken “cafenino” nickini gördüm.
Ayyy, canım Nihan‘ım yeni adres mi almış, ne çok özledim seni diye daldım.
“Alla alla, neden sayfasını değiştirmiş ki bu kız?
Format değişikliğine mi gitti ki ben yokken.
Aaaa, benim adresimi de almamış zaten, ben de yokum listesinde…
Küstü bana küstü…
Olacağı buydu işte, bu kadar ihmal edersen, hem formatlar değişir hem de unutulursun.
Olsun ben gene de biraz yılışıyım” diyerek yorumumu bıraktım.
Sonra cevabıma yorum geldi…
Her ne kadar yorumunda bir tuhaflık hissetsem de “Canım Nino’m küsmemiş bana, yaşasın” diye sevindirik oldum.
Sonra bir yazı daha yazdım, sağolsun Nino’m bi yorum daha bırakmış…
Küsmemiş bana küsmemiş…
Eee, bu yorumu eski yorumları gibi…
Hımmm, nırınımmm… nırınımmmm… nırınımmmm… bu işte bi tuhaflık var.
Acilen araştırmalı bu konuyu ve Nino taciz edilmeye başlanır:
“Ninooo, Ninooo, Ninooo, Ninooo, Ninooo, Ninooo, Ninooo, bir şey soracağım ama bana salak deme, cafenino sen misin?”
“Hihhaahhaaa, söz verdiğim için demiycem”
“Yaaa, sen misin değil misin?”
“Hayır ben değilim”
“Bana bi salak der misin”
“Demiycem”
“Yaaa, desene”
“Tamam, salak, ama bak sen istedin diye söyledim” :)))))
Bir süre daha geyik yaptıktan sonra gerçekler ortaya çıktı…
Benim gibi soran kişilerin olduğunu duyunca daha da bi mutlu oldum
Aslında yeni bir soluk daha tanımış oldum böylece: Cafenino
Bu arada şu benim meşhur yarışmamın Ankara ayağının kazanan isimleri (bizim cephede) nihayet söylendi.
Son paragrafa bıraktığım için anlamışsınızdır ki ben yokum:)))
Ama bizim de “işte budur” dediğimiz çalışmalar büyük finalde yarışacak.
Tek üzüldüğüm nokta böyle ballandıra ballandıra anlattığım final çalışmalarını bir süre daha yayınlayamayacak olmam.
Büyük finalden sonra sahiplerinin de izniyle (İnşallah bizimkilerden biri seçilir de) yayınlayacağım ve siz de abartmadığımı anlayacaksınız.
Son Dakika… Son Dakika…
Son Dakika… Son Dakika…
Ayol kızlar, bir son dakika haberi geldi…
Ablam, öğretmenler dalında (kendisi bir önceki yazımda belirttiğim Celal Dedemin kızı olur) mansiyon almış…
Oleyyyy oleeyyyyy oleeeyyyyy oleeeyyyyyyyyyyyyyyy….
En büyük Gülablammmmmmmmmmmmm….
(Aslında adı Güler. Ancak ben çocukken “R” harfi söyleyemeyen birisi olarak Gülabla’yı uygun görmüşüm, hala da devam eder)
Oleyyy oleeyyy oleeeyyyyyyy…
Ay biz ailecek pek marifetliyiz….
Meğersem yarışmaya girenler şunlarmış: Ben, annem, ablam, teyzemin kızı, halamın kızı, dayımın, amcamın kızları, gelin, görümce:))))))
Kurdele Nakışı Yarışması

Ne güzel bir resim değil mi?
Zaman zaman sayfan kapandığında bu resmin ekranda olduğunu ve gene tamirat süreci geçirdiğimi farz edin olur mu:)))
Arızalı bir hatunum ne yapalım:)))
Bir yazı yazıp, bir hafta kapanıyorum.
Acaba diyorum, bilinmeyen bir güç tarafından sansüre mi uğruyorum ne:)))
Neyse gene kapanmadan şu yazımı da ekleyeyim bari…
İlk olarak Yarışmadan haber vereyim:
Bizim gruptan dört çalışma finale kalmış.
Yani Ankara elemesini geçmiş.
Büyük final için İstanbul’a gidiyor.
Duyumlarımıza göre, jüri üyeleri arasında yer alan Seyfettin Dursunoğlu ve Derya Baykal’ın beğenisine sunulacak.
Ancak bu dört çalışma hangileri henüz bilmiyoruz.
Strese bakar mısınız:)))
Benim mi? Senin mi? Onun mu? Zaten şunun yaptığı kötüydü… (demeee), En güzeli benim çalışmam… (Yok yaa), Ben istemiyordum ki (Pöhhhh, yan cebime koy), Önemli olan Ankara’nın adının duyulması (Yalannn), Aman canım ne olursa olsun, hak eden kazansın (Hıhııı, tabi tabi), Zaten torpil varmış (Diyorlar ama bilemiyorum), vs,vs, vs…..
Ben mi ne düşünüyorum; Amannn, ne olursa olsun, gönüller bir olsun…
Yalannn, yalannn, yalannn….
O dört çalışmadan birisinin benim olmasını istiyorum.
İstiyorum, istiyorum, istiyorum, istiyceemmmmm, istiyceeemmmmm, bana ne, bana ne….
Çocuklar gibi tepinirmişim:))))
Protesto Ediyoruz
Hala yarışmadan bir haber yok.
Hala beklemedeyiz.
Ve ben bugün heyecan yaptım.
Şimdiye kadar gayet sakin, “Hadi, hadi hadi, haydeeeee” şarkısı eşliğindeydim.
Bugün pırpırlanıyorum:)))
Bu arada size iletmek istediğim bir haber var.
Bilmiyorum kaçınızın haberi var: İstanbul, “2010 Dünya Kültür Başkenti” seçildi. 2010′a kadar birçok proje hayata geçirilecek. Avrupa’dan fonlar alınarak İstanbul 2010′a hazır hale getirilecek. Birçok insan İstanbul’a gelecek ve İstanbul bir cazibe merkezi olacak.
Çok güzel bir gelişme değil mi?
Ama bu güzellik, bir başka kötü haberle gölgeleniyor. Şöyle ki, İstanbul’un Kültür Başkenti olması dolayısıyla hayata geçirilecek bazı projeler için maddi kaynağa ihtiyaç var.
Peki bu kaynak nereden sağlanacak?
Elbette ki bizden…
Nasıl mı?
Benzin sağ olsun!
Dünyanın en pahalı benzinini kullandığımız yetmiyormuş gibi, şimdi her litre benzinden 1 Yeni Kuruş daha alınacak. 2010 yılına kadar sürecek olan bu GEÇİCİ (!!!!) vergi hepimize hayırlı uğurlu olsun.
Hani 1999 depreminden sonra telefonlarımıza uygulanan ve hala geçemeyen bir GEÇİCİ vergi vardı hatırlıyor musunuz? Hani adı daha sonra başka bir şeye çevrilip halen alınmaya devam ediyor…
Hah işte aynen onun gibi olacak.
GEÇİCİ olup, GEÇİRİP, bir türlü GEÇMEYEN vergi…
İlk olarak sadece İstanbul ili ile sınırlı olan bu 1 Yeni Kuruş vakası, daha sonra tüm Türkiye çapında uygulanması kararlaştırıldı.
Bu GEÇİCİ‘yi önlemek amacıyla bir protesto başladı.
Her gün sabah saat 07:45 de tüm araçlar kornalarını çalacak ya da dörtlülerini yakacaklar. Ayrıca tüm araçlara siyah kurdele takılacak. Aracı olmayanlar ise benim gibi çantalarına siyah kurdele takabilirler.
Bu protestoya duyarsız kalmamalıyız. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, benzine gelecek en ufacık bir zam, peşinden bir çok şeye gelecek zammın habercisi oluyor.
Sizi bilmem ama benim artık bu yükü taşıyacak taakatim kalmadı. Cüzdanım ciddi anlamda boşalmaya başladı ve bu gözle görülür bir hale geldi.
Sanırım siz de bu durumun farkındasınızdır. En basit örnek; markete gittiğinizde daha önceden hop sepete attığınız bir ürünü, “Şimdi almayım, gelecek ay alırım” diyorsunuzdur. Daha ötesine gitmeye gerek yok.
Bu protestoyu ne kadar çok kişiye ulaştırabilirsek, o kadar sesimizi duyurma imkanına kavuşuruz.
Bu eylem dün başladı.Dün sabah işe gelirken bizim meşhur (!) Fatih Köprüsü yolunda hiçbir hareket yoktu. Bugün ise 06 SA …. (Unuttum) plakalı bir araç dörtlülerini yakmıştı. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Sıklım tıklım otobüsün içinden el sallamak istedim ama tabi ki mümkün olmadı. Bende içimden; “Merhaba, demek siz de sesinizi duyurmak istediniz, demek siz de yanlış giden şeylere susmak yerine tepki vermeyi tercih ettiniz, teşekkür ederim” dedim.
İşte böyle…
Siz de bu durumu bir düşünün, uygun görürseniz çevrenizdekilere konuyu anlatın ve protestoya katılın derim. Haa…, ama siz benzini ucuza alıyorsanız, “beni etkilemez”", amaaann boşver kim uğraşacak şimdi”, “Aman canım sende, iki düt dütle iki pırpırla bir şey mi olur sanki”, “Benim arabam yok, benzinimde yok”, “Yaşasın dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz, bir numarayız biz” diyorsanız elbette ki siz bilirsiniz.
Sevgiler…
Etiketler: benzin, geçici vergi, kurdele, protesto
Ay Gene Ben…
Bir altta ki yazıyla bu yazı nasıl birbiriyle uyumlu anlatamam.Bu sefer sitem hacklenmiş ve gene Banu haber verdi bana…
Bu sefer, “Tamam artık buraya kadarmış. Elveda sanal dünyam” derken, Sevgili Onur güzel haberi verdi. “Sorunu hallettim, hadi bakalım devam” dedi.
Bakalım devam edebilecek miyim?
Hevesimin kırıldığı bir gerçek.
Her ne kadar zorluklara göğüs gerebilme özelliğim varsa da, bazı durumlarda pes ediyorum.
Savaşmak yoruyor beni.
Kimi zaman savaş vermek için bazı şartların oluşması gerekiyor. Yapılabilecekler ve yapılamayacaklar vardır hayatta.
Yapım gereği kendi kendime yetmeye çalışan, çok fazla başkalarından yardım almayı sevmeyen bir insanım.
Ama işte buradaki gibi bir örnekle karşılaşınca pes ediyorum.
Bilgisayar dünyasından çok fazla anlamayan biri olarak, benim çözemeyeceğim sorunlar oluyor. Bir iki başkalarından yardım alıyorum ama üçüncü dördüncüsünde utanıyorum ve “Ne yapalım buraya kadarmış” diyip, kedi gibi kuyruğumu bacaklarımın arasına kıstırıp, başımı da patilerimin arasına alıp kös kös oturuyorum.
Bu arada uzun zamandır ortalardan kaybolmamın nedeni, bir yarışmaya hazırlanıyor olmamdı.
Çok ciddi anlamda bu kurdele işine kaptırdım gidiyorum.
Türkiye çapında bir yarışma var ve Perşembe günü Ankara elemeleri yapılacak.
Hazırladığım örneğin başına, pişmiş tavuğun başına gelmeyen şeyler gelince, yeniden hazırlamak zorunda kaldım. Ve muhtemelen bugün son rötuşları (çünkü gece 2′de, örtüyü fırlatıp atıp, ciyak ciyak; yarışmanın da, örtünün de, kurdelenin de, bu hayatın da, pirincin de…. diye çığırınca son işlemleri yapmadım) canım annem ve sevgili komşumuz Gülhan Teyze tarafından yapılıp, idareye teslim edilecek. İlk olarak illerde ön elemeler gerçekleştirilip, daha sonra Türkiye elemesi yapılacak. Bakalım göreceğiz neler olacak.
İlk başta oldukça umutluydum, çalışmama çok güveniyordum. Ancak başka bir arkadaşım, Sevgili Büşra’nın çalışmasını görünce, benimkinin fasa fiso olduğunu düşündüm. Çünkü o kadar güzel işlemiş ki Büşra, inşallah bu emeklerinin karşılığını alır. İnce ince, çıtır çıtır, minik minik o kadar özenmiş ki, tüm samimiyetimle ve tüm kalbimle başarılı sonuçlar almasını temenni ediyorum.
Sonuçlar açıklansın, hem benim hem de Büşra’nın çalışmalarını sizlerle de paylaşacağım. Ancak yarışma öncesi çalışmaların hiçbir yerde yayınlanmaması gerekiyormuş. Ben de cesaret edip buraya resimlerini koyamadım.
Aaaa, bu arada geçtiğimiz günlerde çok hoş bir jestle karşılaştım. Ayol bende de söyleyecek ne çok şey birikmiş. Özlemişim kızlar sizleri:)))
Bir mail gelmiş:
“Anchor Butik <anchorbutik@coats.com> wrote:
Merhaba Ayça Hanım, bu başarılı websitesi için sizi kutlarız.
Açıklamalar ve resimler çok açıklayıcı. Sevgiler.
Website: http://www.anchorbutik.com/“
Aman nasıl keyiflendim, nasıl keyiflendim anlatamam. O gün ağzım kulaklarımda, yok hayır taaaa ensemde dolaştım ortalıkta…
Neyse, sitemin başına bir şey gelmeden hemen yayınlayım bari yazımı, ne olur ne olmaz:)))
Hepinize kocaman sevgiler…


