Burası benim dünyam... Ağlarım, gülerim, kızarım, severim... Beni var eden her şeyle buradayım...
Ayça’nın Günlüğü
Bir başka kızsal blog…
Burası benim evim ve ben evimde mutluyum...
Sürpriz…
Aaaa, benim sayfam açılmış:))))
Amannnn, bu nasıl bir derttir anlatamam…
Kaç zamandır deli gibi yoğunluktan ne yorumlara bakabildim ne yeni bir şey ekleyemedim.
Sayfayı bile açıp bakamadım.
Ta ki geçen gün sevgili Banu “Ayça bir şey söyleyeceğim ama kızmayacaksın” dedi.
Olayı bitirdi zaten orada…
Birisi bana “kızmayacaksın, üzülmeyeceksin, sakin olacaksın” dedi mi bende ipler kopuyor… Cümleye yanlış başlangıç bunlar aklınızda bulunsun :)))
“Ne var?” (Çok kibarım çok)
“Ama bak kızmak, sinirlenmek yok tamam mı?”
“Banu!!! Söylesene deli etme adamı yaaaa!!!”
“Aman iyi be bağırma (Pek güzel anlaşırız) sayfan açılmıyor”
Hönnkkkk…
Nasıl yani, gene mi?
Bir popo ve omuz hareketiyle bilgisayar başından Banu kovulur ve bakılır…
Hay Allah, gene mi açılmıyor…
Üfff… Tamam ya bırakıyorum ben bu sevdayı…
Ooooo, her seferinde benim yüreğim böyle hop oturup hop kalkacaksa yapmayacağım o zaman ben bu işi…
Diyip, dudağımı da sarkıtarak kös kös oturdum kenara…
Maillerime bile bakmadım…
Küstüm ya her şeye…
Sonracıma bir arkadaşım telefonda “Sana mail gönderdim baksana” dedi…
Açtım mail kutumu, Aaaa, ayol yeni bir mail gelmiş. Hemi de aycakizilkaya.com dan…
Bir heyecan, bir heyecan sormayın…
Kendi kendine sayfam yeniden açılmış…
Demek ki bu da makus kaderimin cilvelerinden biri olacak bana…
Kendi kendine kapanacak, açılacak, sağa dönecek, sola dönecek, amuda kalkacak, takla atacak, nanik nanik yapacak:))))
Hem zaten Allah sevdiği kulun önce eşeğini kaybettirirmiş sonra da buldururmuş dimi ama:)))
Bir sonra ki kapanma ve açılma sendromuna kadar hepinize kucak dolusu sevgiler…
Çok Şey Anlatıyor
Sabah Internette Hürriyet Gazetesi’ni okurken Yılın Fotoğrafları köşesine girdim.
Fotoğrafçılık hep ilgimi çekmiş ama bir türlü beceremediğim bir alandır.
Muhabirlik yaptığım dönemlerde sağolsunlar abilerim (TRT’nin baş fotoğrafçılarından ve tanıdığım en büyük fotoğraf sanatçılarından biri olan Necmi Başyıldız başta olmak üzere) beni bu konuda eğitmek için çok uğraştılar ama nafile… En sonunda “Tamam sen haberi yaz, biz sana fotoğraf veririz, yeter ki düş yakamızdan” dediler:))
Usta fotoğraf çekenlere hep imrenip saygı duymuşumdur.
Ben daha ziyade anlık yakalanan kareli izlemekten büyük keyif alıyorum.
Hele ki içinde insan faktörü de varsa, değmeyin keyfime…
O anlık bir ifade neler neler anlatıyor insana…
Neyse konudan fazla uzaklaşmadan sizlerle bu fotoğrafı paylaşmak istedim.
O kadar çok şey anlatıyor ki…
Yorum sizin…
Bu arada diğer fotoğraflara da bakmak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.
Etiketler: fotoğraf sanatı, hürriyet, yılın fotoğrafı
Hoş Bir Jest
Geçtiğimiz günlerde hoş bir jestle karşılaştık.
Daha önce belirtmiştim, benim meşhur annem Çamlıdere’li…
Ancak dedem ve anneannem, evlendikten kısa bir süre sonra Çamlıdere’den ayrılmış, önce Ankara, sonra da İzmir’de ekmek kavgasına düşmüş.
Ama bebekliklerinin, çocukluklarının ve gençliklerinin geçtiği Çamlıdere’yi unutamamışlar. Mümkün olan her fırsatı değerlendirip, memleketlerine gelmek için çaba göstermişler.
Dedem için bu özlem öyle bir boyuta ulaşmış ki, memleketine olan hasretini kelimelere dökmüş…
Çok sevdiğimiz bir aile büyüğümüz, yıllar sonra dedemin bu şiirini bulmuş, “Çamlıdere ve Doğa Dostları Derneği”nin yayını olan www.camliderem.org adresinde aile resmiyle birlikte yayınlamış.
Bizim için çok anlamlı ve çok duygusal bu jest için kendisine çok teşekkür ederim.
Dedemin şiirini buradan okuyabilirsiniz…
Umarım bir gün tüm hasretler sona erer…
Etiketler: , çamlıdere, hasret, özlem
Kurdele Nakışı Teknikleri-3 Yaprak
Batma Yaprak:
Bir çiçeğin hele ki gülün olmazsa olmazı nedir?
Tabi ki yaprakları.
Düz yaprak, batma yaprak ve zincir yaprak, kurdele nakışında sıklıkla kullanılan tekniklerdir.
Ben bu modelde Batma Yaprak tekniğini kullanmak istiyorum.
İlk olarak, 4 mm’lik yeşil kurdelemizden bir parça kesip, kurdele iğnemize takıp, düğüm atalım.
Yaprağımızı oluşturacağımız sapın hemen dibinden iğnemizi geçirelim.

Kurdelemizi düzgünde uzatıp, iğnemizi kafamızda canlandırdığımız yaprak büyüklüğünü hesap ederek, kurdelenin hemen ortasından batıralım ve yavaş yavaş aşağıya doğru çekelim.

Burada dikkat edilmesi gereken noktalar şunlar:
a) İğnemizi sıkıca alta geçirmiyoruz, sizinde göreceğiniz gibi yaprağın uç kısmında hafif bir kıvrım oluşuyor. Bu kıvrım yaprağımızın daha canlı gözükmesine neden oluyor.
b) Yaprağımıza iğnemizi batırmadan önce, sap ile iğneyi batırdığımız yerde hafif bir bombelik verirsek, yaprak sanki havadaymış gibi duruyor ve göze hoş gözüküyor.
c) İğnemizi yaprak boyutunu gözümüzde canlandırdıktan sonra sağa yada sola yakın bir yere batırırsak, yaprağımız sağa-sola yatıkmış havasına sahip oluyor.

Zamanla, eliniz alıştıkça bir tekniği (özüne sadık kalarak) nasıl değiştirebileceğinizi kendiniz de görüp uygulayacaksınız ve inanın çok keyif alacaksınız…
Bu arada ben bunları anlatırken desenimizin yapraklarını da tamamladım:))

Küçük bir not daha: Bu modelde ki gibi, yapraklar birbirine yakınsa, tek bir iğneye taktığımız kurdele ile tüm yaprakları bitirebiliriz.
Ama yapraklar birbirinden uzak mesafedeyse lütfen üşenmeyin, her yaprakta kurdelenizi kesip yeni yaprak yapmaya başlayın.
İşleminiz bittikten sonra da her yaprağı kumaşın arkasından sabitleyin.
Kolay gelsin arkadaşlar:)
Etiketler: aman ne bileyim öyle yada böyle ha bir de şöyle:), etiket, kordela, kurdale, kurdela, Kurdele Nakışı, metiket, yaprak
Tuhaf
İlginç ve merak edilen bir başlık oldu değil mi?
Bana da ilginç gelen ve merak ettiğim bir konu var ve sizlerin ne düşündüğünü merak ettim…
Şöyle anlatmaya çalışayım:
İlk bloğumu açtığımda, el işlerimi sizlerle paylaşmak istedim…
Kim ne yapmış, ne güzellikler çıkartmış ortaya, acaba bana da fikir verebilir mi, bende feyz alabilir miyim diye blog blog dolaşmaya başladım…
Bu süre zarfında nedense yemek blogları pek ilgimi çekmemişti.
Daha önce de bahsetmiştim, ta ki Sevgili Zerrin‘in sayfasına girene kadar.
Sonra da büyük keyifle yemek bloglarını gezmeye başladım…
Şu anda düşünüyorum; beni cezbeden neydi diye…
Sanırım samimiyetti…
Paylaşımdı…
Ben bu paylaşımı ve samimiyeti elişi bloglarında göremedim.
Yanılıyor muyum diye bir süredir hobi bloglarını dolaşıyorum…
Nasıl güzel şeyler var anlatamam.
Ama yorumlar kısmına bakıyorum da, en iddialı sayılabilecek bloglarda bile en fazla 6-7, hadi taş çatlasa 10 yorum var…
Kimse “Ya arkadaşım, ne güzel şey yapmışsın böyle, helal olsun sana” dememiş.
Yarım ağızla yazıldığı her halinden belli olan “Eline sağlık, tebrikler” kelimeleri hariç pek bir şey göremedim.
Oysa yemek blogları öyle mi?
Bıdır bıdır herkes blog sahibini destekleyici bir şey yazıyor, moral ve şevk veriyor.
Her yayınlanan yemeğin, pastanın, böreğin, kurabiyenin altında muhakkak bir sürü yorum görebilirsiniz…
İşte beni yemek bloglarına çeken buydu…
Ağır bir itham olacak ama sormadan edemeyeceğim: Acaba elişi bloglarında bir kıskançlık, bir çekememezlik mi var?
Hatırlıyorum, küçükken, komşumuz bir dantel ördü mü, köşe bucak saklardı kimse örneğini almasın diye. Ama bir yandan da övünülmek ister ve dayanamaz, “Bunu ben yaptım” diye gösterirdi. Örneğe bakan diğer insanlar da yukarıda bahsettiğim gibi yarım ağızla “Hııı, güzel olmuş, ellerine sağlık” der, eve gider gitmez örneği kafalarından çıkartmaya çalışırlardı:)))
Kimse kusura bakmasın ben aynen bunları hissettim, elişi bloglarını gezerken.
Sonra kendimi bir çırpıda yemek bloglarına attım ve mutlu oldum:)))
Benim düşüncelerim bunlar işte…
Siz ne dersiniz? Acaba başka bir nedeni mi var bu durumun?
Etiketler: elişi blogları, hobi blogları, kıskançlık, paylaşım, samimiyet, tuhaf, yemek blogları, yorum






