Yeni Anketimiz…

27 Mayıs 2009

Teeeee ne zamandır ekranın sağına yapışıp kalan anketi değiştirdim nihayet.

Bir önce ki televizyonda hangi programları izlersiniz sorusuna katılımınız için teşekkür ederim.

“Yemekteyiz” yarışması yüzde 62 ile açık ara önde bitirdi anketi.

Hoplayıp zıplasak da böyle programlar hoşumuza gidiyor, kabul etmek lazım.

Klas arkadaşlarımız da azımsanacak sayıda değilmiş. Sadece belgesel ve haber programları izleyenlerin oranı yüzde 45…

Güzel kızlar, yakışıklı erkekler, salya sümük dizileri izleyenleri oranı yüzde 33…

Evlilik programları yüzde 8, Sabah programları yüzde 4 oy almış bulunmakta.

Yeni anketimiz Dünyadan haberdar olma kanalları ile ilgili.

Yaşamdan bakalım kim nasıl haberdar oluyor…

Tahmin ettiğim cevap mı en çok oyu alacak merak ediyorum:)

Isınma Turları-3

18 Mayıs 2009

Isınma Turları’nda bugün “Gözlük” konusunu ele alacağım…

Ben gözlük kullanmaya başladım…

Kaç zamandır odaklanma ve uzaktaki yazıları net görememe sorunu yaşıyordum.

Yorgunluk, çok çalışmak, az uyumak vs vs bir sürü bahane buldum.

Ciddi anlamda hastane ve doktor fobim var. Gitmemek için elimden geleni yapıyorum. Çünkü kötü bir şey söyleyecekler diye ödüm patlıyor. Zar zor gidince de ehten püften bişey söyledikleri zaman da acayip bozuluyorum.

Aynı Cem Yılmaz’ın “Fıtık” espirisinde olduğu gibi:)

Ben deli gibi kendimi motive ede ede gideyim bana desin ki üşütmüşsün…

Halbuki böööyyyle havalı bir şey söylese resmen rahatlıycam:))

Tamam, Allah kimseyi hasta etmesin, çaresiz dertler vermesin kabul ediyorum, ama bozuluyorum, ne var yani sizden mi saklayacağım, alla alla…

Neyse, en sonunda Maya Göz Kliniği’ne gittim.

Düşündüm, şunları şunları söyleyeceğim diye, prova bile yaptım. Ama gelin görün ki, suratsız nemrut bir adam beni koltuğa oturttu, yarım ağızla şikayet nedir diye sordu, benim tüm söyleyeceklerim uçtu gitti kafamdan. Sünepe ve ezik bir şekilde “Uzağı göremiyorum” dedim.

Gözüme abuk bir alet takıp şakkada şukkada mercekleri taktı çıkarttı. “Yazıyı okuyun” dedi. Büyükleri okudum. Küçüklere gelince, “P, yok yok F de olabilir, joker hakkım var mı” deme gafletinde bulundum. Bir bakış baktı ki doktor, eyvah dedim şu dakika itibarıyla artık hiç bir şey göremeyeceksin, ruhuna el-fatiha, eşhedü enla ilahe….

Sonunda konulan teşhis şu: Ama sakın gülmeyin. Vallaha küserim…

Işığa karşı hassasiyet, sağ göz 0,50, sol göz 0,25 derece miyop…

Bu mudur yani…

Gözlerimi o kadar kısa kısa bakmamın nedeni bu buymuş…

Hadi beeee…

Diye diye, söylene söylene işe geldim. Durumu anlattım, dalga geçtim…

Sonra bir arkadaş dedi ki, “Gel bir Optik’e gidelim, deneyelim şu camları ne olacak”.

Güzel fikir diyerek çıktık gittik, denedim….

İster inanın ister inanmayın resmen dünyam aydınlandı…

Ben küçücük numara diye dalga geçerken, resmen o sis perdesi dağıldı gitti.

Hemen gözlük siparişi verdim ve şimdi alışma dönemini atlatmaya çalışıyorum.

Bu arada insanlarla konuşurken diyorlar ki, “Benim gözüm 1, benimkisi 1.30, vs vs” ve gözlük takmıyorlar…

Bu işi anlamadım… Bit kadar numara bu kadar fark ettiriyorsa, onlar demek ki hiç bir şey görmüyor… Neden kullanmıyorsanız dediğimde de “gözlük yakışmıyor” diyorlar…

Böyle bir mazeret olabilir mi? Mutlaka yakışan bir gözlük modeli vardır. Ayrıca güzel görünmek bu kadar mı önemli??? En özel duyularımızdan biri olan görme duyumuzu bu kadar zorlayacak, hayatı karanlık görecek ne var anlamıyorum?

Güzellik kavramı nereye koşuyor arkadaşlar??

Şimdi bu gözlüğe bir askı yapmam lazım. Daha alışamadığım için, çıkarıp bir yere koyuyorum sonra da deli gibi arıyorum… Hiç olmazsa yaşlı teyzeler gibi boynumda asılı dursun da, kaybolma veya üstüne oturup kırma faciası yaşamayım:)

Dört göz Ayçaaaa, dört göz Ayçaaa…

Kurdele Nakışı Örneği

15 Mayıs 2009

Isınma Turlarının arasına bir de Kurdele Nakışı attırıvereyim de değişiklik olsun.

Yoksa hep yaz, hep yaz, hep oku, hep oku, boğuluruz valla…

Bunu ben yapmadım.

Ben tembelim bugünlerde…

Komşuda pişer bize de düşer  yapalım dedim:)

Bu bir salon masasının üzerine yapılmış tek parçalık bir örtü. Renklerde ki uyumu görüyor musunuz? Sağolsun Refika Hoca’mız gerçekten renk geçişlerinde bir uzmandı. Kare örtünün kenarlarının tamamen nakışla doluydu. Bu tekniği mutlaka bir yerde kullanmak gerek. Çünkü çiçekler çok hoş duruyor. Yapraklar, balık sırtı tekniğiyle işlendi.  Ayol baktıkça hoşuma gitti bu model. Ben bunun desenini almadım galiba??? Olsun elimde hazır fotoğraf var. Koyarım parşomen kağıdımı fotoğrafın üzerine. Çizerim bir güzel, yaparım yumuşak yumuşak:)

Isınma Turları-2

14 Mayıs 2009

Nerde kalmıştık?

Evet, ayakkabılar ve kriz…

Dediğim gibi, hiç kendinizi kandırmaya çalışmayın. O ayakkabı her halukarda alınacak…

Hele ki şöyle bir durumda eyvah eyvah:

Acil bir yere yetişmeye çalışıyorsunuz… Koştura koştura giderken, birden  ayakkabı mağazasının vitrininde bir ayakkabıya gözünüz takıldı… Eyvahlar olsun… Ayakkabıyı inceleyemediniz… Fiyatına bakamadınız… Geri dönseniz gideceğiniz yere geç kalacaksınız… Dönmeseniz içiniz içinizi yiyecek… Bir anlık kararsızlık… Neyse sonra bakarım deyip hızlı hızlı yürümeye başladınız… İşinizi hallettiniz, gönül rahatlıya evinize gidiyorsunuz… Şılalommmm… Birden gözünüzün önünde o vitrin ve ayakkabı canlandı… Etrafta ki herşey bir sis perdesi haline geldi…. Gökyüzünden nurlu bir ışık o ayakkabıyı aydınlatıyor…

Hadi geçmiş olsun…

İstediğiniz kadar hoplayıp zıplayın… O görüntü sizin peşinizi bırakmayacak…

Eninde sonunda o vitrinin önüne gideceksiniz, o ayakkabıyı bir güzel inceleyeceksiniz ve hatta içeri girip o ayakkabıyı deneyeceksiniz… Alırsınız almazsınız o kadarını bilmiyorum. Ama fahiş bir fiyat değilse o mağazadan eliniz boş çıkmayacağından eminim:))

İşte buna benzer bir kriz anı sonrası, mağazadan üç ayakkabıyla birlikte çıktım:)) Pişman değilim, bir daha olsa bir daha yaparım:)

Pabuçlarımdan bir tanesi krem renkli ve üzerinde kahverenli kurdele ile yapılmış biyeleri var… Benim kurdele işi yaptığımı bilen arkadaşlarım bu ayakkabıyı görünce çok güldü:)

Diğeri siyah ve krem renkli bir şey… Açıkçası çok ahım şahım değil ama kumaş pantolon ile çok şık durdu.

Ve ayıllıp bayıldığım pabucum: Siyah ve morun inanılmaz dansı… Birbirine daha fazla yakışan ve bu kadar asil duran başka iki renk daha var mıdır? İncecik upuzun bir topuk, ucu açık ve müthiş seksi bir ayakkabı… Ateş kırmızısı ojelerle o pabuç nasıl güzel oluyor anlatamam… Pabucumu giydiğimde Banu Alkan’ın havuz başında parmak uçlarıyla o meşhur yürüyüşü ile ahenkle dans ediyorum… Tek eksiğim ortişlerim ve yakası göbeğime kadar açık ve tabi ki tek düğmeli ceketlerim… Haa bir de ikizleri aşağıdan bastırıp ağzımın içine kadar sokan takkelerim:)

Nasıl bir kadındır bu böyle yahu… Bu da aynı yemekteyiz programı gibi bir olay… Güya hatunu kimse beğenmez, o televizyona çıkınca herkes kanal değiştirir ama konusu açıldığında da saatlerce konuşabilir… Aslında bence bu durum bir hastalık ama daha adı ve tedavi yöntemleri belirlenmedi.

Neyse biz asıl konumuza gelelim:

Yaz gelsin artıkkkkkkk…

Ayaklarımı özgür bırakmak istiyorum… Yeni pabuçlarımı giymek istiyorummmmm… Pedikür yaptırıp, gıdıklanmak istiyorummm… Hoşur hoşur krem sürmek istiyorum…. Aylardır sekizinci sınıf muamelesi yaptıktan sonra, ayacıklarımın gönüllerini almak istiyorummmm… Rengarenk ojeler sürmek istiyorum…. En çok da Ahlatlıbel’e gidip, çıplak ayakla çimlerin üstünde dolaşmak ve top oynamak istiyorummmm… Çimlerin serinliğini, ıslaklığını hissetmek istiyorum…

İstiyorumm, istiyorumm, İSTİYCEEEEEMMMMMM….

Isınma Turları-1

13 Mayıs 2009

Evet, alıştırmaların devam ediyor.

Bir süre günlük gibi yazarak sayfama alıştırma turlarımı tamamlamayı ve yeniden eski formuma dönmeyi amaçlıyorum.

Bugün kendime yapılacaklar listesi çıkartıyorum.

Akşam iş çıkışı Kızılay’a gidip alışveriş yapacağım.

İlk önce Süheyla Hanım’ın siparişi: Bişey al…

Nasıl yani “Bi şey”???

- Anneciğim anlamadım, ne bi şey?

- Ablanlar evi tadilat yaptılar ya, hayırlı olsun diye güzel bir şey al işte…

Alla alla, bu hayırlı olsun muhabbeti yeni ev alanlar için olmaz mı? Neyse Süheyla ile tartışmanın yararı yok. Peki demek lazım.

- Peki anneciğim, nasıl bir şey alayım?

- Sen bilirsin.

İşte en sevdiğim ikinci cümle budur. Birincisi “Anne, falanca şey nerde?” dediğimde ki “Ordadır!” cevabıdır.

Yahu orası neresi? Madem orada ben neden orayı hiç bir zaman bulamam? Peki tüm bunları bile bile neden mütemadiyen aynı soruyu sorarım? Ben bir çeşit sapık mıyım? Sürekli dejavu durumunda olan psikopat mıyım? Yoksa kendi kendine eziyet etmekten hoşlanan mazohist miyim? Ben neyim? Kimim? Burası neresi?

- Tamam anneciğim, ben muhakkak bilirim ama sen bana yardımcı olmak ister misin? (Hani insanlar yaşlanınca çocuk oluyorlarmış ya, çaktırmadan o şekilde davranayım bari) Mesela bana bir kaç öneride bulun, ben de seçeneklerimi çoğaltayım.. (Evet çok güzel bir soru sordum. Yaşasın. Çok zekiyim çok)

- Benim aklıma gelmedi. Gelseydi zaten sana söylemez kendim alırdım dimi! (Evet, annem benden daha zeki, kabul ediyorum:))))

- Peki madem, alırım bişey…….

İlk alacağım şey: BİR ŞEY…

İkinci siparişim abim tarafından geldi: “Ayça, bana taç al!!”

Hönnkkkkk….

Benim abim taç istiyor…

- Anlamadım?

- Taç taç… Hani saça takılıyor ya…

(Hıııı, iyi ki söyledin. Ben sana taç kraker alacaktım. Çayla beraber güzel giderdi)

- Yok onu anladım da nasıl bir şey istiyorsun?

- Bir tane ince bant şeklinde olan lastikli bir şey, bir tane de (pembe üzerine yeşil puantiyeli ve sarı fiyonklu mu olsun canım abim) zigzaklı gibi bir zımbırtı var ya ondan…

- Peki madem, alırım…

İşin komik tarafı, benim abim 44 yaşında koca bir kazık…

Yıllardır abime saçını uzat telkinlerinde bulundum. Ama beyefendi, erkek adam saç uzatmaz diye höykürdü durdu. Sonra bir U dönüşüyle ilk önce saçını uzatma kararı aldı. Sonra mıknatıslı küpe takmaya başladı, Zaman zaman deri bileklik ve kolya kullanıyor!!!! Her şey tamam ama bu taç olayı beni bitirdi…. Ben hep saçını at kuyruğu yapar diye düşünmüştüm ama taç…… Bilemedim…… Nassıl yaaaaaa?????? Yoksa kendi ellerimle bir canavar mı yarattımmm??? Ciyaaaaakkkkk………….

Bari gitmişken ben de kendime üç-beş tane toka alayım… Tokalarım can çekişiyor vaziyette…

Bir tane kıstırmalı tokam var. Yıllardır onu kullanır, çamaşırcı kadın kıvamında ortalıkta dolaşırım. Pek bir rahat. Saçı höşedenek toplayıp, kıstırıveriyorsun, sen sağ ben selamet, oradan buradan çıkan saçlar eşliğinde dolaşıyorsun ortalıkta… Ama geçen aynaya baktım da, benim için pek bir rahat olan bu saç modeli, karşıda ki insan için pek rahatsızmış yahu… Karşında sürekli saçaklı bir hatun…. Iyykk ivreennnçççç…

Gidip cicili bicili kız tokaları alayım bari… Hatta ve hatta taşlı maşlı alayım daha bir kadınsı olayım… Evet evet bu fikri daha çok sevdim… Tepemde, zümrüt, yakut, pırlanta karışımı bir toka, ayağımda yeni aldığım siyah-mor ayakkabımla çok kadınsı olurum:)

Ayakkabı dedim de… Geçenlerde ayakkabı krizim geldi… Bu kriz de tatlı krizi gibi bir şey… Vurdu mu vuruyor. Kurtuluş yok. Ya o ayakkabı alınacak, yada günlerce ayakkabı rüyası görülecek… Hiç kendinizi yormayın, terbiye etmeye çalışmayın… Paşa paşa gidin, aslanlar gibi ayakkabıyı alın ve rahatlayın… Boş yere ne kendinize ne etrafınızdakilere eziyet etmeyin.

Ben bu krizi atlatmak için vallaha da billaha da çok uğraştım. Epeyce de direndim… Tam kendimi takdir etmeye hazırlanırken, neden ve nasıl olduğunu bilmediğim bir nöbet geldi ve kriz yeniden başladı.

Üffff, gene iş çıktı… Bir sonra ki yazımda anlatayım bari devamını. İş önce gelir…

Nakış Cenneti…

12 Mayıs 2009

Sevgili Tijen arkadaşım, bir yorumda bulunmuş.

Benim desen viyaklamalarıma karşılık bir öneride bulunmuş.

İSMEK (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları)’in çalışmalarından örneklerin verildiği, bilgilerin aktarıldığı internet sayfasında acayip desenler bulunuyor.

Cennet, cenneett…

Demedi demeyin, mutlaka bu sayfayı ziyaret edin…

Geldim, Gördüm, Yendim…

11 Mayıs 2009

İnsanın içi bir kere soğumaya görsün, hiç bir şey eskisi gibi olmuyor.

Mesela kaç zamandır sayfama yazı yazamıyorum.

Bugün baktım da Bö!’leyip kalmışım… Aradığınız kişiye ulaşılamıyor modunda hissettim… Kendimi kınıyorum… Hatta”pis, kaka Ayça” diyorum…

Peki bu süre zarfında neler yaptım?

Aslında çok da bir şey yapmadım. Ofiste ki bir arkadaşımla birlikte (aaa, daha önce sucuklu yumurta tarifinde bahsetmiştim) rejime başladık.  İki kişi olunca daha bir kolay olduğu gerçek… İyi de kilo verdik, hala devam ediyor. Ama ben açımmmm… Ne kadar yersem yiyeyim, “diyet programı” içinde olduğum müddetçe aç kalacağım, kimse engellemesin beni:))

Hatta bazen öyle anlar geliyor ki, nar gibi kızarmış bir Piliç karşımda cilvelenerek geçiyor, köşede Dürüm Döner sevgilisiyle buluşuyor. Tam o esnada, mahallenin belalısı Tereyağlı İskender bunları görüyor, bir ıslıkla arkadaşları Mantı, Acılı Köfte ve Kokoreçi çağırıyor. Tam aralarında kavga çıkacakken mahallenin bilgesi Profiterol Dede ile çırağı kaşarlı, zeytinli, sucuklu Simit (ne alaka demeyin öyle işte, bu benim hayalim, alla alla…) hemen olaya müdahale ediyor… “Hepimizzzz Kardeşiiizzz…” şarkısıyla olayı tatlıya bağlıyor… Meydan boşalınca devreye, salatalık, domates, kıvırcık, light peynir, haşlanmış tavuk, benim kısaca kartonpiyer dediğim eti form ve türevleri ile gereksiz maydanoz giriyor… Ne kadar kaçmaya çalışsam da gelip beni yakalıyor ve kankaları ilan ediyorlar… Ciyaaaakkkkk……..

Offff, çok korkunççç, çok ürkünç… Uyyffssss, telledim valla:))

Bu arada tenise başladım. Muhteşem bir spor… Ancak hiç de öyle televizyonda göründüğü gibi kolay bir şey değilmiş. Televizyonda ne güzeldi. Top geliyor, hoopp topa vuruyorsun sayı oluyor… Yok yaaa… Hiç de öyle patadanak vuramıyorsun topa… Muhtemelen benim raketim küçük. Şemsiye büyüklüğünde bir raketim olsa sanırsam daha kolay karşılarım topları:))

Bu arada raket alacağınız zaman lütfen bir uzmanından yardım alın… Benim gibi “Bunun rengi güzelmiş, bunu istiyorum” demeyin. Raketlerin ölçüleri varmış. Yoksa benim gibi sağ kolunuzun iç tarafında koca bir morlukla dolaşır durursunuz. Ve o morluk her geçen gün artıyor. Çünkü raketimin sap kısmı bana göre çok büyükmüş… Ahhh ahhh, cehalet çok zor anacımmm:)) Kendime ceza verdiğim için de yenisini gidip almıyorum… Bu bana ders olsun… Yaz da geldi gelecek, mor mor dolaşıyım ortalıkta da göreyim günümü:))

Bu arada yaz dedim de aklıma geldi. Bu yaz neden hala gelmiyor? Tamam baharı severim ama artık çok olmaya başladı bu bahar havası… Şu anda ofiste, üstümde montumla oturuyorum. Ankara hala ısınmadı… Güneş istiyorummmmmm, güneeeeşşşşşşş…

Al işte Güneş deyince, kuzenim Güneş aklıma geldi şimdi de… 1 Mayıs resmi tatil olunca bende soluğu Antalya’da yaşayan teyzemlerin yanında aldım. Kuzenlerim Güneş, Fırat ve arkadaşlarıyla çok keyifli üç gün geçirdim. Antalya’ya hep Temmuz ayında gitmişimdir. Ve her gittiğimde de “Ne işim var benim buradaaaa…. Bu ne biçim havaaaa… Yapış yapışımmmm… Nefes almak istiyorummmm…” çığlıklarıyla ortalıkta dolaşır dururdum.

Antalya’da en sevdiğim şey şuydu: Arada sırada hafif bir rüzgar eser… Bu rüzgardan faydalanmak için yolun ortasında HAYAT MAXIMUM da hareketiyle durmak:)) Ohh bir güzel havalandıktan sonra, tabi ki gene gölgeden gölgeden yürümek:))

Ama bu sefer hava öyle güzeldi ki, hatta üşüdüm bile…Hatta olayı abarttım iki battaniyeyle yattım:)) Ayy pek bir güzeldi… Antalya’da iki battaniyeyle yatan, bıırrrrr üşüdüm diyen bennn:) Nefisti:)

Öte yandan bir sipariş aldım. Teee ne zaman yayınladığım klozet takımım pek bir beğenilmiş… Talep gelince bende yeni bir tane yapmaya başladım. Ancak ne kadar bıktım diye hop oturup hop kalksam da gene organze kurdele istediler:( Ama en azından farklı bir çiçek tekniği yapmayı kabul ettirebildim:)) Bakalım nasıl bir şey çıkacak ortaya. İnşallah bu yıl içinde bitirebilirim de sayfamda da yayınlayabilirim:))

Bu arada inanılmaz bir hazine buldum. Üfff, üffff… Nasıl anlatılır bilemiyorum ki,   muhteşem bir şey… Anchor’un desen ve model dergilerini ele geçirdim. Muhteşem desenler var. Bir sürü, boy boy çeşit çeşit… Acayip bir şey… Burada yayınlamayı o kadar çok istiyorum ki… Ancakbaşkalarına kızarken kendim aynı hatayı yapmak istemediğim için Anchor’a desenlerini sayfamda kullanmayı, bunun için izin verip veremeyeceklerini soran bir mail attım. Hala cevap gelmedi… Beklemedeyim. Umarım olumlu bir cevap gelir de, şu desen sıkıntısında hep beraber seviniriz.

Hadi ben şanslıyım, bu desenleri buldum. Başka arkadaşlar nereden, nasıl bulacaklar? Böyle bir şansımız varken, neden kaynağımızı belirterek kullanmayalım ki? Bakalım nasıl bir cevap gelecek?

İşte de böyleeee…

Bö!2009

16 Nisan 2009

Bu başlığa bayıldım.

Kim akıl ettiyse çok iyi etmiş:)

Açılımı: Blog Ödülleri 2009…

Bu yıl 2. si düzenlenecek olan yarışmaya, yine birbirinden iddialı bloglar aday olmuş.

Ancak şöyle bir inceledim de, kategorilerde ve o kategorilere başvuran bloglar arasında bir uyumsuzluk hissettim.

Nacizane diyorum ki, acaba kategoriler daha mı belirleyici, açıklayıcı olmalı???

Neyse artık, hariçten gazel okumayayım da, yarışmaya katılanların hepsine başarılar dileyeyim.

Haaa, bu arada oy kullanmayı unutmayın olur mu?

Bö!2009 adresine girip,  kayıt olup, oyunuzu kullanabilirsiniz…

Maalesef tek oy kullanma hakkı var. Ben oyumu Hobi Kategorisinde kullandım… Kime kullandığımı söylemiycem iştecik:))) Hayatta tahmin edemezsiniz. İnanmazsanız girin bakın hobi kategorisine, bakalım kime kullandığımı bulabilecek misiniz? (Yuhh artık bu kadar da adres tarifi yapılmaz ki)

Gerçi haksızlığı engellemek için güzel bir düzenleme.  Ama olsun, ben bir kaç kişiye daha kullanmak isterdim.

Bir uğrayın derim, hem sevdiğiniz insanların sayfalarını orada görüp gurur duyacaksınız, hem de bugüne kadar farkında bile olmadığınız nefis bloglar keşfedeceksiniz…

 NOT: Bu arada çok enteresan bir şey gördüm. İsmi lazım olmayan bir arkadaş, kendisine oy verenlere çekilişle hediye vereceğini ilan etmiş sayfasında… Yani şu dakikadan itibaren olay yerlerde sürünüyor… Yazık çok yazık… Şu güzel olay gene basitleşmiş, zavallı bir konuma düşmüş… Umarım Bö’cüler bunu fark eder de gereken önlemi alırlar… Yoksa bu özverili çalışmaları hiç bir şeye yaramaz… Ayıp yahu… Ve hatta YUHHH…

Kurdele Nakışı Mutfak Takımı

14 Nisan 2009

 

Tamam, farkınfayım, kaç zamandır yazmıyorum…
Sayfanın bu hali beni deli ettiği için, soğudum ve ne bir şey yapmak istiyorum ne de bir şey yazmak istiyorum.
Ama, cadı arkadaşlarım beni rahat bırakmıyorlar:)

Sürekli taciz  halindeyim… Hadisene, neden yoksun, ne oldu, neden yazmıyorsun???

Gelin kızlar gibi yenim dar, oynayamam diyorum ama dinletemiyorum:))

Ehh peki madem ne yapalım, bende taaaa ne zamandır elimde duran ama bir türlü yayınlamaya elim gitmediği bir mutfak takımının parçasını ekleyim bari (Bakar mısınız nasıl da istemem yan cebime koy ayaklarındayım:))

Bahsetmiştim, kurdele nakışını kursta öğrendim diye…

Kursta bir kursiyer vardı; Fatma Hanım…

Bunu kızına yaptı. Çok hoş bir model. Ancak kurs başladı Fatma Hanım teknik arayışına girdi, kurs bitti, Fatma Hanım en son bu kadarını bitirebildi. Yaptı yaptı söktü, yaptı yaptı söktü… “Bu çiçek olmadı, şu çiçeği yapalım.  Yok bunu da beğenmedim, öbürünü yapalım. Ay bu da olmadı, bir de şunu mu denesek? Yok yok ilk önce ki daha iyiydi. Tüh ya 866. yaptığım çiçek daha mı iyiydi acaba” diye diye ömrümüzü çürüttü:)))

Kursa ilk başladığımızda hepimiz bu desene vurup, aşık olup, mutfak takımı yapacaktık. Kursun sonunda hepimiz bu desene bakıp, “Aman Allahım, asla yapmayacağım” diyen tipler haline geldik:))

Çizim defterimde bu desen hala mevcut sanırım. İsteyen olursa üç kulhu bir elham okuyarak deseni bulup yayınlayabilirim:))

Bu arada Fatma Hanım, kulaklarınız çın çın çınlasın inşallah:))

Zarf Gül Yapımı

03 Mart 2009

Taaa ne zamandır yayınlayacağımı söylediğim ama bir türlü beceremediğim Zarf Gül’ün yapılışını nihayet sayfama ekliyorum.

Tamam itiraf ediyorum, bu kadar uzun sürmesinin nedeni bir türlü resimleyemememden  kaynaklanıyordu. İstediğim görüntüleri yakalayamadım.Tek elimle kurdeleyi tutup, tek elimle fotoğraf çekemedim. Ama en sonunda istediğim gibi bir açıklamayı buldum.Açıkçası bunu internetten mi indirdim yoksa Sevgili Refika Hocamın kitapları arasından mı fotokopisini çektim hatırlamıyorum.

Hırsızlık olayına karşı adımı alt köşeye yazdım ama bu benim çalışmam değil, bunu belirtmek istedim.

İşte zarf gülün yapılışı:

Ancak teyzemin elindeki kurdeleye bakar mısınız? Devasa boyutta… Nerden bulmuşlar böyle bir kurdeleyi acaba??

Bu model özellikle sevgili Saniye Sultan ve Vildan için için geldi. Çünkü söz vermiştim kendilerine…

Günün ikinci konusu ise Sevgili K.i.s.d. için…

Bana bir model gönderdi ve bunun nasıl yapıldığı hakkımda bilgim olup olmadığını sordu.

Ikındım tıkındım… Cıkkk… Nasıl yapıldığını çözemedim.

Bunun üzerine Sevgili K.i.s.d. sayfama eklememi ve belki bir bilenin çıkabileceğini söyledi. İşte akıl akıldan üstündür böyle durumlar için  söylenmiş bir söz olsa gerek:)

Şimdi de “el elden üstündür” sözünün manasını canlı olarak açıklamak için hep beraber kolları sıvıyalım:))

Birisi şu gülün yapılışını anlatsın bize nooolluuuurrrrr:))