Evet, alıştırmaların devam ediyor.
Bir süre günlük gibi yazarak sayfama alıştırma turlarımı tamamlamayı ve yeniden eski formuma dönmeyi amaçlıyorum.
Bugün kendime yapılacaklar listesi çıkartıyorum.
Akşam iş çıkışı Kızılay’a gidip alışveriş yapacağım.
İlk önce Süheyla Hanım’ın siparişi: Bişey al…
Nasıl yani “Bi şey”???
- Anneciğim anlamadım, ne bi şey?
- Ablanlar evi tadilat yaptılar ya, hayırlı olsun diye güzel bir şey al işte…
Alla alla, bu hayırlı olsun muhabbeti yeni ev alanlar için olmaz mı? Neyse Süheyla ile tartışmanın yararı yok. Peki demek lazım.
- Peki anneciğim, nasıl bir şey alayım?
- Sen bilirsin.
İşte en sevdiğim ikinci cümle budur. Birincisi “Anne, falanca şey nerde?” dediğimde ki “Ordadır!” cevabıdır.
Yahu orası neresi? Madem orada ben neden orayı hiç bir zaman bulamam? Peki tüm bunları bile bile neden mütemadiyen aynı soruyu sorarım? Ben bir çeşit sapık mıyım? Sürekli dejavu durumunda olan psikopat mıyım? Yoksa kendi kendine eziyet etmekten hoşlanan mazohist miyim? Ben neyim? Kimim? Burası neresi?
- Tamam anneciğim, ben muhakkak bilirim ama sen bana yardımcı olmak ister misin? (Hani insanlar yaşlanınca çocuk oluyorlarmış ya, çaktırmadan o şekilde davranayım bari) Mesela bana bir kaç öneride bulun, ben de seçeneklerimi çoğaltayım.. (Evet çok güzel bir soru sordum. Yaşasın. Çok zekiyim çok)
- Benim aklıma gelmedi. Gelseydi zaten sana söylemez kendim alırdım dimi! (Evet, annem benden daha zeki, kabul ediyorum:))))
- Peki madem, alırım bişey…….
İlk alacağım şey: BİR ŞEY…
İkinci siparişim abim tarafından geldi: “Ayça, bana taç al!!”
Hönnkkkkk….
Benim abim taç istiyor…
- Anlamadım?
- Taç taç… Hani saça takılıyor ya…
(Hıııı, iyi ki söyledin. Ben sana taç kraker alacaktım. Çayla beraber güzel giderdi)
- Yok onu anladım da nasıl bir şey istiyorsun?
- Bir tane ince bant şeklinde olan lastikli bir şey, bir tane de (pembe üzerine yeşil puantiyeli ve sarı fiyonklu mu olsun canım abim) zigzaklı gibi bir zımbırtı var ya ondan…
- Peki madem, alırım…
İşin komik tarafı, benim abim 44 yaşında koca bir kazık…
Yıllardır abime saçını uzat telkinlerinde bulundum. Ama beyefendi, erkek adam saç uzatmaz diye höykürdü durdu. Sonra bir U dönüşüyle ilk önce saçını uzatma kararı aldı. Sonra mıknatıslı küpe takmaya başladı, Zaman zaman deri bileklik ve kolya kullanıyor!!!! Her şey tamam ama bu taç olayı beni bitirdi…. Ben hep saçını at kuyruğu yapar diye düşünmüştüm ama taç…… Bilemedim…… Nassıl yaaaaaa?????? Yoksa kendi ellerimle bir canavar mı yarattımmm??? Ciyaaaaakkkkk………….
Bari gitmişken ben de kendime üç-beş tane toka alayım… Tokalarım can çekişiyor vaziyette…
Bir tane kıstırmalı tokam var. Yıllardır onu kullanır, çamaşırcı kadın kıvamında ortalıkta dolaşırım. Pek bir rahat. Saçı höşedenek toplayıp, kıstırıveriyorsun, sen sağ ben selamet, oradan buradan çıkan saçlar eşliğinde dolaşıyorsun ortalıkta… Ama geçen aynaya baktım da, benim için pek bir rahat olan bu saç modeli, karşıda ki insan için pek rahatsızmış yahu… Karşında sürekli saçaklı bir hatun…. Iyykk ivreennnçççç…
Gidip cicili bicili kız tokaları alayım bari… Hatta ve hatta taşlı maşlı alayım daha bir kadınsı olayım… Evet evet bu fikri daha çok sevdim… Tepemde, zümrüt, yakut, pırlanta karışımı bir toka, ayağımda yeni aldığım siyah-mor ayakkabımla çok kadınsı olurum:)
Ayakkabı dedim de… Geçenlerde ayakkabı krizim geldi… Bu kriz de tatlı krizi gibi bir şey… Vurdu mu vuruyor. Kurtuluş yok. Ya o ayakkabı alınacak, yada günlerce ayakkabı rüyası görülecek… Hiç kendinizi yormayın, terbiye etmeye çalışmayın… Paşa paşa gidin, aslanlar gibi ayakkabıyı alın ve rahatlayın… Boş yere ne kendinize ne etrafınızdakilere eziyet etmeyin.
Ben bu krizi atlatmak için vallaha da billaha da çok uğraştım. Epeyce de direndim… Tam kendimi takdir etmeye hazırlanırken, neden ve nasıl olduğunu bilmediğim bir nöbet geldi ve kriz yeniden başladı.
Üffff, gene iş çıktı… Bir sonra ki yazımda anlatayım bari devamını. İş önce gelir…